agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Orman, Ormancılık, Orman Yangınları, Ağaçlandırma




Reklam


Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 29-06-2009, 17:39   #1
Ağaçsever
 
angel67's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
Mülkiyet hakkı ihlalleri ve a.i.h.m kararları...

AKINCI/Türkiye Davası*

Başvuru No: 12146/02
Strazburg
8 Nisan 2008

OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI

Marmara Belediyesi ('belediye'), Balıkesir'e bağlı Marmara Adası'nda bulunan başvurana ait bir arsayı, arsayı belediyenin kullanımına sunan bir imar planı uyarınca 1999 yılında istimlâk etmiştir.
Ödenen istimlâk bedeli tutarı konusunda belediye ile ihtilafa düşen başvuran kamulaştırma bedelinin artırımı talebiyle Marmara Asliye Hukuk Mahkemesine bir başvuruda bulunmuştur.
Mahkeme 13 Aralık 2000 tarihinde aldığı bir kararla başvuranın talebini haklı görerek toplam 1.619.345.460 TL (yaklaşık 2.695 Euro) ek kamulaştırma tazminatı ödenmesine ve bu meblağa arsanın belediyeye devrinin gerçekleştiği 9 Ocak 2000 tarihinden itibaren yıllık % 60 üzerinden hesaplanan yasal gecikme faizi uygulanmasına hükmetmiştir. Karar iç hukuk yollarının tüketilmesi sonunda kesinleşmiş ve başvuranın talebi üzerine İstanbul İcra Müdürlüğü tarafından yapılan hesaplamaya göre başvuranın alacağı 7 Şubat 2008 tarihine kadar 16.022, 45 TL (yaklaşık 9.165 Euro) tutarındadır.

HUKUK
I. AİHS'NİN 6/1 MADDESİ VE 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Başvuran, Marmara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen ve kesinleşen kararın belediyece uygulanmamasından yakınmaktadır. Başvuran bu konuda ayrıca, alacağına uygulanan yasal gecikme faizi oranının Türkiye'deki yüksek enflasyon karşısında yetersiz kalmasından ve Türk Hukuk'unda devletin özel kişilere olan borçları konusunda icra yoluna başvurulabilmesine imkan tanıyan hükümler bulunmamasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu hususta AİHS'nin 6/1 maddesine ve 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.

YARGILAMA SONUNDA AİHM, OYBİRLİĞİ İLE

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna ;
2. AİHS'nin 6/1 maddesinin ve 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine ;
3. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, , Savunmacı Devlet tarafından, Marmara Asliye Hukuk Mahkemesinin 13 Eylül 2001 tarihinde kesinleşen 13 Aralık 2000 tarihli kararının infazının uygun surette temin edilmesine ; b) aynı üç aylık dönem içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat başlığı altında başvurana 3.000 Euro (üç bin Euro) ödenmesine ;
c) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına ;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine ;

KARAR VERMİŞTİR.
EDİP USLU/Türkiye Davası*

Başvuru No:43/02
Strazburg
20 Mayıs 2008


OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, Hatay'da bulunan 468 m2 yüzölçümündeki 1231 no'lu parselin sahibiydi. Başvuran, buraya iki katlı bir villa inşa etmişti.
4 Temmuz 1995 tarihinde, Kıyı Kanunu uyarınca Hazine başvuran hakkında tapu iptal davası açmıştır.
16 Aralık 1999 tarihli bir kararla, Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi, kıyı kenar çizgisi içinde yer aldığı gerekçesiyle başvurana ait parselin tapusunu iptal etmiştir.
2 Ekim 2001 tarihinde, başvuran, bilirkişi raporunu mahkemeye sunmuştur. Taşınmazın değeri, bina ve yetiştirilen ağaçlar dahil yaklaşık 79.228.135.000 Türk Lirası olarak takdir edilmiştir. Bu meblağ, yaklaşık 56.281 Euro'ya tekabül etmekteydi.
Başvuran, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi uyarınca tazminat ödenmeksizin Hazine lehine taşınmazından yoksun bırakılmasından şikayetçidir.

ESAS
AİHM, başvuranın şikayetine benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır. Aslında AİHM, bir malın değerine uygun makul bir miktar ödenmeksizin mülkten yoksun bırakılmanın ciddi bir ihlal oluşturduğunu ve tazminat ödenmemesinin 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi kapsamında ancak istisnai durumlarda haklı görülebileceğini ifade etmektedir. (bkz; sözü edilen N.A ve Diğerleri) Mevcut davada, başvuran sahip olduğu mülkün Hazine'ye devredilmesi nedeniyle hiçbir tazminat almamıştır. AİHM, Hükümet'in sözkonusu davayı farklı bir sonuca ulaştırmak için hiçbir tespit ve delil sunmadığını saptamaktadır ( sözü edilen, N.A ve Diğerleri).
Bu durumda 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin kendisinin manevi tazminat için yeterli adil tatmin oluşturduğuna;
4. a) AİHS'nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:
i. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, 50.000 Euro (elli bin Euro) maddi tazminat ödenmesine;
ii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, yargılama masraf ve giderleri için 992 Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

ERDEM VE DİĞERLERİ/Türkiye

Başvuru No. 82/02
Strazburg
8 Ocak 2008
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
23 Ekim 1996'da başvuranlar, ek tazminat talebiyle Gebze Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açmıştır. Başvuranlar, söz konusu arsanın kırsal alan değil kentsel alan olduğunu kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
İç Hukuk aşamalarında arsa, tapuda "tarla" olarak nitelendirilmiştir. Yerinde incelemeleri müteakiben bilirkişiler, arsanın kırsal alan olarak nitelendirilmesi gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme, bu bilgiye karşılık başvuranlara Ali Erdem için 15 Ekim 1996'dan, diğer başvuranlar için 22 Ekim 1996'dan itibaren işlemeye başlayan yasal faiz ile birlikte 22,568,437,760 Türk Lirası (TRL) (yaklaşık 13,080 Euro (EUR)) ek tazminat ödenmesine karar vermiştir. 20 Şubat 2001'de Kocaeli İl Özel İdare Müdürlüğü, başvuranlara faizi ile birlikte toplam 72,198,960,506 TRL (yaklaşık 41,850 EUR) ödemiştir.
Başvuranlar, yetkili makamların ek tazminatı ödemekte geciktiği ve Türkiye'deki yıllık enflasyon oranının çok yüksek olduğu bir tarihte, kendilerine yeterli miktarda faiz ödenmediği hususunda şikayetçi olmuştur. Yetkili makamlarca belirlenen ilk tazminat miktarının, arsanın kentsel alan olarak nitelendirilmemesi nedeniyle çok düşük olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ayrıca mülklerinin, 14 Aralık 1995'te kamulaştırılmasına rağmen, faizin 15 ve 22 Ekim 1996'dan itibaren işlemeye başladığını ileri sürmüştür. İddialarını, 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesine dayandırmışlardır.

ESAS
AİHM mevcut davada 1 nolu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Hükümet tarafından sunulan delilleri ve iddiaları inceleyen AİHM, daha önceki davalarda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektiren bir gerekçe bulunmadığı kanısındadır. Yerel mahkemelerce ödenmesine karar verilen ek tazminatın ödenmesindeki gecikmenin, kamulaştırmayı gerçekleştiren makama atfedilebileceği ve mal sahiplerinin, kamulaştırılan araziyi kaybetmenin yanısıra, ayrıca kayba uğramasına neden olduğu sonucuna varmıştır. Gecikme ve dava işlemlerinin uzunluğunun ortak sonucu olarak başvuranların, kamu çıkarının gerekleri ile mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi sarsan bireysel ve haddinden fazla bir yük taşımak zorunda kaldığı sonucuna varmıştır.

YARGILAMA SONUNDA AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Yetkili makamların başvuranlara ek tazminat ödemelerindeki gecikmeye ve dava işlemlerinin uzunluğuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS'ye ek 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;
3. AİHS'nin 6. maddesine dayanılarak dava işlemlerinin uzunluğuna ilişkin yapılan şikayeti incelemenin gerekli olmadığına;
4. 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin tespitin, başvuranların uğradığı manevi zarar için başlı başına adil tatmin teşkil ettiğine;
5. AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve uygulanabilecek her tür vergi ile birlikte Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara maddi tazminat olarak toplam 208,500 Euro (iki yüz sekiz bin beş yüz Euro) ödenmesine karar vermiştir.
KUTLUK VE DİĞERLERİ/Türkiye Davası*

Başvuru No: 1318/04
Strazburg
3 Haziran 2008

OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, Ezine yakınlarındaki Çamoba köyünde bulunan 339 parsel sayılı 6.100 m² çapında bir arsanın maliki olan İsmail Kutluk'un mirasçılarıdırlar. Bu parsel kıyı şeridinde bulunmaktaydı.
Ezine Kadastro Mahkemesi 30 Aralık 1996 tarihinde aldığı bir kararla kıyı şeridinde bulunduğu gerekçesiyle 339 sayılı parsele ait tapu senedini iptal etmiştir.
Başvuranlar Yargıtay'a sundukları 4 Ağustos 1997 tarihli mütemmim layihalarında Ezine kadastro Mahkemesi tarafından verilen kararın mülkiyet haklarına yönelik ihlal teşkil ettiği iddiasında bulunmuşlardır.
Yargılama sonunda tayin edilen bilirkişi mahkemeye bir rapor sunmuştur. Arsa üzerinde bulanan dikili ağaçlara 250 TL (yaklaşık 126 Euro) değer biçilmiştir. Arsaya ise 30.500 TL (15.376 Euro) değer biçilmiştir.
Başvuranlar 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesine uygun surette tazmin edilmeksizin Hazine yararına mülklerinden mahrum bırakıldıklarından yakınmaktadırlar.

ESASA İLİŞKİN
AİHM başvuranların mülklerine saygı haklarına yönelik müdahalenin 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ilk fıkrasının ikinci cümlesi anlamında mülkiyetten 'yoksun bırakma' işlemi olarak değerlendirilmesi gerektiğini tespit etmektedir.
AİHM, daha önce de böylesi bir şikayeti incelediğini ve 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği hükmüne vardığını anımsatır. Sözkonusu kararda AİHM, mülkün değeri ile makul surette ilişkili bir meblağ ödenmemesi durumunda, mülkten yoksun bırakma işleminin aşırı bir ihlal oluşturacağını, hiçbir ödeme yapılmamasının ise 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi bağlamında ancak olağanüstü koşullarda haklılık kazanabileceğini ifade etmiştir (N.A. ve diğerleri, adıgeçen, prg. 41-43). Mevcut davada Hazine'ye mülkiyet devri sonucunda başvuranlara herhangi tazminat ödenmemiştir. AİHM mevcut davada farklı bir hükme varabilmesi için Hükümet tarafından ikna edici herhangi olgu ya da argüman sunulmadığını tespit etmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesine ;
2. 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine ;
3. İhlal tespitinin başvuranların uğradığı manevi zarar için başlı başına yeterli bir adil tatmin teşkil ettiğine ;
5. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL'ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara ortaklaşa 15.500 Euro (on beş bin beş yüz Euro) maddi tazminat ödenmesine ;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

Karar vermiştir.
TURGUT VE DİĞERLERİ/Türkiye Davası

Başvuru No: 1411/03
Strazburg
8 Temmuz 2008


OLAYLAR
A. Başvuranların tapularının iptal edilmesine ve Hazine adına tescil edilmesine ilişkin süreç
Dava dosyasında yer alan bilgilere göre Kandıra'da Kefken köyünde Karadeniz'e ve ormanlık bölgeye yakın 102.500 m2'lik arazi 1911 yılı Ağustos ayında başvuranların atası Tevfik Beyzade Hurşit Bey (parsel numarası:135) adına tescil edilmiştir.
Orman Bakanlığı 3 Ocak 1962 tarihinde, sözkonusu taşınmazın ormanlık arazinin parçası olması gerekçesiyle başvuranların taşınmazının tapusunun iptali istemiyle Kandıra Kadastro Mahkemesi'nde (Mahkeme) dava açmıştır.
Mirasçılar açılan davaları devam ettirmiş ve iç hukuk yolları tüketilmek kaidesiyle karar kesinleşmiştir.

II. 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, tazminat ödenmeksizin, tapularının iptal edilmesinin ve Hazine adına tescil edilmesinin 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi uyarınca mallarına saygı haklarına yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğunu ileri sürmektedir.

AİHM'nin değerlendirmesi
AİHM, içtihadına göre, mülkiyet hakkını özü itibarıyla güvence altına alan 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin birbirinden ayrı üç kural ihtiva ettiğini anımsatır.
Halihazırda AİHM, 1 No'lu Ek Protokol'ün birinci bendinin ikinci cümlesi anlamında başvuranların mülkiyet haklarına yönelik mülkten 'yoksun bırakma' olarak değerlendirilmesi gereken bir müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir (bkz. mutatis mutandis, Brumarescu, adıgeçen, prg. 77).
Mevcut davada, Anayasa'nın 169/2 maddesi uyarınca taşınmazlarının Hazine'ye devredilmesi nedeniyle başvuranlara hiçbir tazminat ödenmemiştir. AİHM, tazminat ödenmemesini haklı kılmak için Hükümetin istisnai hiçbir koşulu belirtmediğini not etmektedir.
Sonuç olarak AİHM, başvuranlara tazminat ödenmemesinin, kamu yararının gerekleri ile kişinin haklarının korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi başvuranlar aleyhine bozduğu kanaatindedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 41. maddesinin uygulanması hususunun
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümet ve başvuranların, kararın tebliğinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;

KARAR VERMİŞTİR

Köktepe Türkiye’ye karşı (Başvuru no: 35785/03)
Strazburg, 22.07.2008

Sicil Memuru Basın Duyurusu
YARGI DAİRESİ
Strazburg, 12.07.2008
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bugün Köktepe-Türkiye davası ile ilgili kararını yazılı olarak açıkladı. (Başvuru no: 35785/03)
Mahkeme beşe iki oyla olayda müracaat sahibine ait alanın kamu alanı sayılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1.maddenin 1nci fıkrasının ihlali olduğuna karar verdi.
Mahkeme Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması konusu hakkında bir karara varılmaya hazır olunmadığını belirtti. (Kararın yalnızca Fransızcası mevcuttur.)
1.Temel Olgular
Halil İbrahim Köktepe 1955’te doğmuş ve Çanakkale (Türkiye) ‘de yaşayan bir Türk vatandaşıdır.
1953’te Hazine, Çanakkale’de bir bölüm kamu arsasını özel kişiye satmıştır. 26 Temmuz 1993’te müracaat sahibi Arazi Kayıtları Genel Müdürlüğünce çıkarılan belge ile araziyi üstüne tahsis etmiştir. Bu arada Ağustos 1990’da Orman Komisyonu kamu orman alanını belirlemiştir ve söz konusu arazinin bir bölümün de bu sınırların içinde yer aldığı açıklanmıştır.
17 Ağustos 1996’da müracaat sahibi Çanakkale Bölge Mahkemesine kamu orman alanının yeniden sınırlandırılması konusunda yargı denetimine başvurdu.
Nisan 1998’de yayınlanan uzman raporu söz konusu arazinin kamu orman alanı içinde bulunmadığını göstermektedir. Haziran 2000’de başka bir grup uzman tarafından hazırlanan yeni rapor söz konusu arazinin bir kısmının kamu orman alanı içinde bulunduğu sonucuna varmıştır.
Bölge Mahkemesinin 16 Kasım 2000’deki kararında Bölge Mahkemesi diğer benzer davalarda alınan kararlar ve ikinci rapordaki bulgular ışığında müracaat sahibini başvurusunu iptal etti. Temyiz Mahkemesine yapılan itiraz ve mahkeme kararını düzeltme için yapılan başvuru talebi de iptal edildi.
Müracaat sahibi, Aralık 2005’te kendisine verilen bir yıl üç aylık hapis cezasının ertelendiğine dair iki kez tebligat almıştır. Bu tebligatların ilki izin almaksızın arazinin temizlenmesi ile ilgiliyken ikincisi de bu temizlenmiş arazinin üzerinde buğday üretiminin yapılması ile ilgidir.
Ayrıca, Eylül 2007’de Orman Bakanlığı, müracaat sahibinin söz konusu olan araziyle ilgili ve işbu arazinin Hazine mülkü olarak kaydedilmesi ile ilgili olan davasının iptali üzerine harekete geçme kararı almıştır. Bakanlığın geçersiz yasalarla ilgili talebini göz önüne alarak, Türk mahkemeleri arazinin üçüncü bir kişiye devredilmesini önlemek amacıyla Arazi Kayıtları’nı düzenlemiştir. Konu ile ilgili işlemler halen beklemektedir.
2.Prosedür ve Mahkemenin Hazırlanması
Başvuru Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 17 Ekim 2003 tarihinde yapıldı. Halka açık oturum 22 Nisan 2008’de Strasburg’da İnsan Hakları Binasında gerçekleştirildi.
Karar aşağıda adı gecen yedi yargıçtan oluşan komitece verilmiştir:
Françoise Tulkens (Belçikalı), Başkan
Anotella Mularoni (San Marinalı)
Vladimiro Zagrebelsky (Italyalı)
Danute Jociene (Litvanyalı)
Dragoljub Popovic (Sırp)
Ireneu Cabral Barreto (Portekizli)
Rıza Türkmen (Türk)
3. Kararın Özeti
Şikâyetler
1. maddenin 1. fıkrasına (mülkiyetin korunması) dayanarak müracaat sahibi kendi arazisinin karşılığında her hangi bir ödeme yapılmadan kamu orman alanı ilan edilmesinden şikâyetçidir.
Mahkeme Kararı
Madde 1 Fıkra 1
Mahkeme, ilgili makamların tartışmalı arazinin kamu ormanı olduğu yönünde adli karara vardığını göz önünde bulundurmuştur. Müracaat sahibinin malının elinden alınmaya çalışılması kamu çıkarları adına doğal ve orman alanının korunması sebebiyledir. Mahkemenin görüşüne göre çevrenin korunmasıyla ilgili endişeler ki özellikle bu konu hakkında bir mevzuat mevcut ise, ekonomik zorunluluklardan ve hatta bir takım temel haklardan (mülkiyet hakkı gibi) sonra gelemez.
Mahkeme, müracaat sahibinin tartışmasız olarak zamanında da tarım arazisi olarak tasnif edilmiş olan tartışmalı araziyi edinirken, herhangi bir itimatsızlıkta bulunduğuna dair kanıt olmadığını not etmiştir. Ayrıca Mahkeme şuna da işaret etmektedir ki, Köktepe’nin elinde geçerli bir mal senedi mevcuttur.
Ayrıca, Müracaat sahibi tarım arazisini satın aldığı ve mal senedi olduğu halde, toprağı işleme, biçme ve arazi üzerinde herhangi bir işlem yapabilmesi olanaksızdır. Bu sebeple araziyi kullanma olasılığı yoktur. Sonuç olarak arazinin kamu orman alanı olarak tasnif edilmesi müracaat sahibini mülkiyet hakkından doğan varlıklarından mahrum etmektedir.
Mahkeme, özellikle, sınırlandırmanın sabit doğası, durumun çözümü için dâhili bir kanuni çözüm olmadığını, müracaat sahibinin mülkiyet hakkından tam olarak faydalanabilmesinin zayıflatıldığını ve zarar tazminin olmadığını belirtmiştir.
Dolayısı ile Mahkeme, müracaat sahibinin genel çıkarların gereksinimleri ve mallarından barış içinde faydalanabilme hakkının korunması arasında adil dengeyi bozan bireysel ve ölçüsüz bir yüke tahammül etmekte olduğunu göz önünde bulundurmaktadır. Ayrıca Türk Hükümeti zarar tazmininin noksanlığını haklı çıkarabilmek için kabul edilebilir şartları delil olarak iktibas edememiştir.
Bu sebepten dolayı, Madde 1, Protokol no.1 ihlali gerçekleşmiştir.
Yargıç Cabral Baretto ve Türmen muhalif görüşlerini beyan etmişlerdir. Görüşler karara eklenmiştir.
Mahkeme kararına şu internet sitesinden ulaşılabilir. (http://www.echr.coe.int
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı


DEVECİOĞLU/Türkiye Davası


Başvuru No. 17203/0
Strazburg
13 Kasım 2008


İKİNCİ DAİRE

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 17203/03 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşları Serhat Devecioğlu ve Feriha Devecioğlu’nun (“başvuranlar”), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Mayıs 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından M. V. Dülger tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1967 ve 1940 doğumludur ve sırasıyla Muğla ve İstanbul’da yaşamaktadırlar.

1926’da Hazine, Balıkesir’de yer alan ve Yana Çiftliği adıyla bilinen arsayı bir şahsa satmış, daha sonra sözkonusu şahıs arsayı başvuranlardan önceki sahipleri olan Yavaş ailesine satmıştır.

12 Eylül 1986 tarihinde Orman Kadastro Komisyonu, kadastro haritasında belirtilmeyen ormanlık arazilerin tespiti amacıyla bir tahdit çalışması yürütmüş, çalışma sonunda Komisyon Yana Çiftliği’nin bir bölümünün kanunsuz olarak tarım arazisi olarak tahsis edildiğini tespit etmiştir. İlgili kısım ormanlık arazi olarak tekrar tanımlanmıştır. Bu nedenle Komisyon, sözkonusu arsanın tapusunun kısmen iptali talebiyle iptal davası açmıştır.

Yavaş ailesi, arsalarının bir bölümünün ormanlık arazi olarak tanımlanmasına itiraz etmek amacıyla Marmaris Kadastro Mahkemesi’nde 11 Kasım 1987 tarihinde bir dava açmış, tahdit çalışmasının sonuçlarının iptal edilip arsalarının ormanlık bölgenin dışına çıkarılmasını talep etmişlerdir.

Mahkeme, 24 Ekim 1988 tarihinde orman, tarım ve kadastro mühendisliği alanında üç bilirkişi ile arsa üzerinde bir keşif yapmış, orman mühendisi çizdiği krokide arsayı A, B, C, D, E, F ve G adını verdiği parsellere ayırmıştır.

* Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
9 Ağustos 1990 tarihinde Kadastro Mahkemesi A, B, C ve F parsellerine ilişkin olarak Yavaş ailesi lehinde karar vermiş, ancak devlet orman arazisi içinde olduğu gerekçesiyle D ve G parsellerine ilişkin talebi reddetmiştir. Orman Müdürlüğü kararı temyiz etmiştir.

Yargıtay, Kadastro Mahkemesinin arsanın niteliği hakkındaki değerlendirmesinin yanlış olduğu gerekçesiyle sözkonusu kararı 16 Mart 1992 tarihinde bozmuş, bitki örtüsü tahrip edilmiş olsa bile arsanın orman arazisi olduğuna hükmetmiştir. Yargıtay ek olarak birinci derece mahkemesinin tarafların ibraz ettiği tapu senetlerine dayandığı ve sözkonusu arsanın alanının Erdek Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8 Eylül 1960 tarihli kararı ile 8,000 m2’den 8,640 m2’ye çıkarıldığını belirtmiştir. Ancak Orman Müdürlüğü’nün o davada müdahil olmaması nedeniyle Erdek Asliye Hukuk Mahkemesi kararının Yargıtay önündeki dava üzerinde bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu nedenle Yargıtay, dava dosyasını yeniden incelenmek üzere Marmaris Kadastro Mahkemesi’ne geri göndermiştir.

15 Haziran 1994 tarihinde başvuranlar Yana Çiftliği’ni Yavaş ailesinden satın almışlardır. Tapu sicilinde kayıtların tutulduğu bölümün ilgili sayfasında herhangi bir şerh bulunmamaktaydı.

Başvuranların Yana Çiftliği’ni satın almalarını müteakip, belirtilmeyen bir tarihte Marmaris Tapu Müdürlüğü başvuranları davaya müdahil olmaya davet etmiştir. Daha sonra mahkeme başvuranların davasını Orman Müdürlüğü’nün açtığı dava ile birleştirmiştir.

18 Haziran 1994 tarihinde Marmaris Kadastro Mahkemesi yeni bilirkişilerin katılımıyla ihtilaflı arsa üzerinde yeni bir keşif yapmış, hazırlanan raporda sözkonusu arsanın orman arazisi olduğu ve daha önce keşif yapan bilirkişilerin yanıldığı belirtilmiştir.

4 Mayıs 1995 tarihinde Marmaris Kadastro Mahkemesi, sözkonusu bilirkişi raporuna dayanarak başvuranların davasını reddetmiştir. Mahkeme, krokide A parseli olarak belirtilen 1,106.91 m2’lik bölümün orman arazisi olarak Hazine adına kaydedilmesine karar vermiştir. Bu şekilde A parseli başvuranların sahip olduğu 2 no’lu parselden ayrılmış ve Hazine’ye ait orman arazisine dahil 3 no’lu parsele eklenmiştir.

Yargıtay, yeterli olay incelemesi yapılmadığı gerekçesiyle 12 Aralık 1995 tarihinde sözkonusu kararı bozmuş, kendilerine intikal eden çiftliğin D ve G parselleriyle ilgili olarak başvuranların itiraz etme sürelerinin dolduğuna hükmetmiştir. Dolayısıyla taraflar D ve G parsellerinin devlet orman arazisine dahil olduğunu kabul etmişlerdir.

Dava, Yargıtay’ın incelemesi ve Marmaris Kadastro Mahkemesi’nin davayı yeniden görmesi ile devam etmiş ve arsaya ait yeni bir kroki hazırlanmıştır. Yeni krokide D1 ve F1 adlı yeni parsellere yer verilmiştir.

Son olarak, 24 Kasım 1999’da, Marmaris Kadastro Mahkemesi, (A), (B), (C), (D1), (F) ve (F1) parsellerinin orman arazisine dahil olduğuna karar vermiştir. Bununla beraber, mahkeme, (C) ve (E) parsellerinin tarım arazisi olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme, başvuranların davasını reddederek 1,106.91 metrekarelik (D1) parselinin Hazine adına, arsanın geri kalan 19,1768.09 metrekarelik kısmının ise başvuranlar adına (her başvuran için arazinin yarısı) kaydedilmesine hükmetmiştir. Başvuranlar ile Orman Müdürlüğü temyize gitmiştir.

30 Ekim 2000’de, Yargıtay başvuranların temyiz başvurusunu reddetmiştir. Ancak, Orman Müdürlüğü’nün temyizini yalnızca (F1) parseli bakımından onamıştır. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin (F1) parselinin orman arazisi olduğunu tespit etmesine rağmen bu parsel hakkında hükme varmadığını kaydetmiştir.

25 Aralık 2000’de, başvuranlar, (F1) parseliyle ilgili yukarıda belirtilen kararın düzeltilmesi için Yargıtay’a başvurmuşlardır.

13 Haziran 2002’de, Marmaris Kadastro Mahkemesi, (F1) parselinin Hazine adına kaydedilmesine hükmetmiştir. Mahkeme, (A), (B), (C), (D), (D1), (E), (F) ve (G) parselleriyle ilgili kararın zaten kesinleştiğini belirterek yeni bir karar vermeye gerek olmadığını kaydetmiştir.

Yargıtay, 7 Mart 2002’de, başvuranların 25 Aralık 2000 tarihli karar düzeltme taleplerini reddetmiştir. Bu karar, 11 Kasım 2002 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.
Başvuranlar AİHM önündeki şikayetlerini (F1) parseli ile sınırlı tutmaktadırlar.

HUKUK

I. AİHS’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar, yerel makamların herhangi bir tazminat ödemeksizin kendilerine ait arsanın bir kısmının orman arazisi olduğu yönünde karar verdikleri konusunda şikayetçi olmuşlar ve bu şikayetlerini AİHS’nin 1 No.lu Protokolü’nün 1. maddesine dayandırmışlardır.

A. Kabuledilebilirlik
AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas
1. Tarafların İfadeleri

(a) Başvuranların iddiaları

Başvuranlar, yerel makamların herhangi bir tazminat ödemeksizin arsalarının bir kısmından ((F1) parseli) kendilerini mahrum bıraktığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, ihtilaf konusu arsanın 1926 yılında Devlet tarafından bir kişiye satıldığını ve o zamandan beri iç hukuka uygun olarak tarım arazisi olarak el değiştirdiğini kaydetmişlerdir. Tapu dairesi kayıtlarında, arsanın orman arazisi olduğunu gösteren veya satılmasını engelleyen hiçbir şerh bulunmamaktadır. Dolayısıyla, başvuranlar bu arsayı önceki sahibinden iyi niyetle satın almışlar ve tapu dairesi tarafından tutulan resmi kayıtlara güvenmişlerdir. Bununla birlikte, tapu kayıtları arsanın başvuranlara ait olduğunu kanıtlamasına rağmen, Komisyon ile yerel mahkemeler sözkonusu arsayı devlet ormanı olarak nitelendirmiş ve yapılan itirazları haksız olarak reddetmiştir. Başvuranlar, ayrıca, sözkonusu arsanın aileleri için tek gelir kaynağı olmasından dolayı, arsanın ellerinden alınmasıyla yoksulluk içinde yaşamaya zorlandıklarını iddia etmişlerdir.

(b) Hükümetin görüşleri
Hükümet, konuya ilişkin AİHM içtihadına (bkz., Lami Daim Namlı ve Diğerleri – Türkiye, no. 51963/99, 8 Mart 2005) atıfta bulunarak başvuranların 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde söz konusu arsa üzerinde hiçbir zaman tartışmasız mülkiyet hakkına sahip olmadıklarını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuranların, arsayı, arsanın mülkiyetine ilişkin dava 1987 tarihinden itibaren sürmekte olduğu için satıcının mülkiyet hakkının tartışma halinde olduğu bir dönemde satın aldıklarını kaydetmiştir. Hükümet, dolayısıyla, başvuranların, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesine aykırı olarak mülkiyet hakkından yoksun kalmadıklarını ileri sürmüştür.

2. AİHM’nin değerlendirmesi

AİHM, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin üç ayrı kural içerdiğini yinelemiştir: birinci paragrafın ilk cümlesinde ortaya konan birinci kural, genel nitelikte olup mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi ilkesini içermektedir; aynı paragrafın bir sonraki cümlesinde ortaya konan ikinci kural, mal ve mülkten yoksun bırakmaya ilişkin olup bunu belli koşullara bağlar; ikinci paragrafta belirtilen üçüncü kural, Sözleşmeci Devletlere, diğer hususların yanı sıra, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenleme hakkını tanır. Ancak, bu üç kuralın “ayrı” olması birbirleriyle bağlantısız oldukları anlamına gelmemektedir. İkinci ve üçüncü kurallar, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına yapılan müdahalelere ilişkindir ve dolayısıyla birinci kuralın içerdiği genel ilke ışığında yorumlanmalıdırlar (bkz., diğer kararların yanı sıra, Bruncrona – Finlandiya, no. 41673/98, 16 Kasım 2004 ve Broniowski – Polonya [BD], no. 31443/96).

AİHM, ayrıca, ikinci “kural” anlamı dahilinde mülkiyetten yoksun kalmanın söz konusu olup olmadığını karara bağlarken sadece mülkiyetin resmi şekilde alımının veya kamulaştırılmasının söz konusu olup olmadığının değerlendirilmesinin değil; aynı zamanda, görünüşün arkasındaki gerçeklerin tespit edilmesinin ve şikayet konusu olayın gerçeklerinin araştırılmasının gerekli olduğunu yinelemiştir. AİHS “uygulanabilir ve etkili” hakları güvence altına almayı amaçladığına göre durumun fiili (de facto) kamulaştırmaya varıp varmadığının tespit edilmesi gereklidir (bkz., Brumărescu – Romanya [BD], no. 28342/95; Sporrong ve Lönnroth – İsveç, 23 Eylül 1982 tarihli karar; Vasilescu – Romanya, 22 Mayıs 1998 tarihli karar).

AİHM, Hükümetin söz konusu arsanın mülkiyetine ilişkin itirazı karşısında ilk olarak başvuranların 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde mülkiyet sahibi olup olmadıklarını değerlendirmelidir. Bu bağlamda, taşınmazların kaydı ve devrine ilişkin tek yetkili makam olan Tapu Sicil Müdürlüğünde tutulan kayıtlara dayanarak başvuranların söz konusu arsayı eski sahibinden 1994 yılında aldıklarını tespit etmektedir. İç hukuk ve uygulamaya göre, bu tip bir mülkiyete ilişkin kısıtlama tapu sicili kayıtlarına girilmelidir. Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından tutulan kayıtlara dayanarak mülkiyet edinen kişilerin hakları korunmaktadır ve sözkonusu kayıtların tutulmasından kaynaklanan herhangi bir zararda Devletin sorumluluğu bulunmaktadır.

Bu durum karşısında AİHM, başvuranların, söz konusu arsanın bir kısmının orman alanı olduğunu bildiklerinin veya bilmiş olmaları gerektiğinin söz konusu olmadığını; zira, tapu sicil kayıtlarının ilgili sayfasının arsanın devrine ilişkin kısıtlama getiren herhangi bir şerh içermediğini kaydetmiştir. Dolayısıyla, arsayı iyi niyetle satın alan ve tapu edinen başvuranlar meşru olarak arsanın sahibi olduklarını iddia edebilir ve yerel mahkemelerde yargı yolunu izleyebilirler. Başka bir deyişle, arsanın mülkiyetini doğrulayan tapu senedinin sahibi olarak başvuranlar nihai mahkeme kararı ile mülkiyetten yoksun bırakılmalarına kadar herhangi bir kısıtlama olmadan 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde “mülkiyet” sahibi olmuş olarak değerlendirilebilirler.

AİHM, Hükümetin Lami Daim Namlı ve Diğerleri davasındaki kararına atfına ilişkin olarak, mevcut davanın farklı olduğunu kaydeder. Bahsedilen kararda, AİHM, başvuranların hiçbir zaman ihtilaflı arazinin yasal tapusuna sahip olmadıkları, bu nedenle, sözkonusu arazinin tartışmasız sahipleri olduklarına kesin inançları bulunmadığı kanısındadır. Öte yandan mevcut davada, arazinin satın alınmasının ardından, başvuranlara, tapu müdürlüğü tarafından, arazinin sahipleri olduklarını tasdik eden bir tapu verilmiş, bu nedenle başvuranlar sözkonusu arazinin tartışmasız sahipleri haline geldiklerine kesin kanaat getirmişlerdir.
Başvuranların bu arazinin tartışmasız sahipleri olduklarının belirlendiği göz önünde bulundurulduğunda, AİHM, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk fıkrasının ikinci bendi çerçevesinde, , mülkiyetin çekişmesiz kullanımı haklarına mülkiyetten “mahrumiyete” eşdeğer bir müdahale olduğu kanısındadır.
Daha önce kaydedildiği üzere, başvuranlar iyi niyet çerçevesinde (F1) no’lu parseli edinmişler, kendilerine geçerli tapu belgesi verilmiştir. Ancak başvuranlar bu araziyi kadastro haritaları, bilirkişi raporları ve iç hukuka dayanarak kamu ormanı olarak tanımlayan ulusal mahkemeler tarafından araziden mahrum bırakılmıştır.
AİHM, AİHS’de çevrenin genel olarak korunmasının teminatını veren madde bulunmamasına karşın, ne olursa olsun, günümüz toplumunda böyle bir korumanın giderek artan derecede önemli bir husus olduğunu kaydeder (bkz. Fredin - İsveç (no.1)). Ayrıca AİHM, birkaç davada benzer soruları incelemiş, çevrenin korunmasının önemini vurgulamıştır (diğerlerinin yanısıra bkz. Taşkın ve Diğerleri - Türkiye, 46117/99, Moreno Gómez - İspanya, 4143/02; Fadeyeva - Rusya, 55723/00). Yukarıda anlatılanlar ışığında, ulusal mahkemelerin gerekçelerini göz önünde bulunduran, AİHM, başvuranların, doğa ve ormanların korunması adına “kamu yararına” mülklerinden mahrum edildiklerinin şüphe götürmez olduğu kanısına varır (bkz. Lazaridi - Yunanistan, 31282/04). Bu mahrum bırakmanın meşru bir amaç güttüğü anlaşılmaktadır.
Şimdi, sözkonusu müdahalenin başvuranların çıkarlarıyla genel olarak toplumun çıkarları arasında adil bir denge kurup kurmadığı ortaya çıkarılmalıdır. İç mevzuat çerçevesindeki tazminat koşulları, itiraz konusu tedbirin zaruri adil dengeyi sağlayıp sağlamadığının ve özellikle de başvuranlara orantısız bir yük bindirip bindirmediğinin değerlendirilmesinde önemlidir. Bu bakımdan, AİHM, daha önce değeriyle orantılı olarak makul bir meblağ ödemeden mülkün alınmasının normal olarak orantısız müdahale teşkil edeceği ve hiç tazminat ödenmemesinin yalnız istisnai koşullarda AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında haklı olabileceği kararına varmıştır (bkz. N.A. ve Diğerleri - Türkiye, 37451/97; Nastou - Yunanistan (no.2), 16163/02; Jahn ve Diğerleri - Almanya [BD], 46720/99).
Mevcut davada, başvuranlar, uğradıkları zarar için Türk mahkemelerinde dava açmalarına karşın mülklerinin Hazine’ye geçmesi nedeniyle herhangi bir tazminat almamışlardır. Başvuranların arazilerinden yoksun bırakılmalarının telafisi için iç hukuk yollarının bulunmayışı, mülkiyet haklarından tam olarak yararlanmalarını sekteye uğratmıştır. Bu bağlamda, AİHM, Hükümet’in, başvuranları ailelerini desteklemeleri için temel geçim kaynağı olan araziden mahrum bıraktığı için hiçbir tazminat ödememesini haklı çıkarmak üzere hiçbir istisnai ayrıntı belirtmediğini kaydeder.
Yukarıdakiler ışığında, AİHM, başvuranların zararını telafi etmek için tazminata hükmedilmemesinin, mülkün korunmasıyla kamu çıkarının gerektirdikleri arasında kurulması gereken adil dengeyi bozduğu kanısındadır (bkz. N.A. ve Diğerleri). Buna göre AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar ayrıca mülklerinden mahrum bırakılmaları karşılığında tazminat almak için başvurabilecekleri etkili iç hukuk yollarının mevcut olmadığından şikayetçi olmuştur. Şikayetlerini, AİHS’nin 13. maddesine dayandırmışlardır.

Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmiştir.

AİHM, sözkonusu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle, aynı şekilde, kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini kaydeder.

Ancak, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini göz önüne alan AİHM, mevcut davada, AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edilip edilmediğini ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz., diğer hususlar meyanında, Kadriye Yıldız ve Diğerleri – Türkiye, no. 73016/01).

III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”
Başvuranlar, maddi tazminat olarak 760,927.5 Yeni Türk Lirası (YTL) (434,743.24 Euro) talep etmiştir. Yetkili makamların el koyduğu arsanın toplam alanının, 8,454.75 metre kare ve metrekaresinin piyasa değerinin 90 YTL (51.42 Euro) olduğunu açıklamışlardır.

Başvuranlar ayrıca manevi tazminat olarak 50,000 YTL (28,571.42 Euro) talep etmiştir. Bu bağlamda, arsalarına yetkili makamlarca el konulması nedeniyle yokluk içinde yaşadıklarını kaydetmişlerdir. Birinci başvuran, vefat etmiş olan eşinin emekli maaşının bir kısmını ile yaşamaktadır ve başka geliri bulunmamaktadır. İkinci başvuran, mali durumunun iyi olmaması nedeniyle ülkeyi terk etmeye zorlanmış ve güç koşullar altında geçimini sağlamaya çalıştığı Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınmıştır.

Başvuranlar, yargılama masraf ve giderleri hususunda, kendileri ve selefleri, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde, 1986 ve 2002 yılları arasında, altı sene süren mücadelelerinde kaydedeğer harcamalar yaptıkları halde, 30,000 Euro’luk sembolik bir meblağın tazminat olarak ödenmesinin uygun olacağını ileri sürmüşlerdir.

Hükümet, başvuranların talep ettiği meblağların spekülatif ve dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.

AİHM, mevcut dava koşulları altında, 41. maddenin uygulanması konusunun, henüz karara bağlanamayacağı ve Sorumlu Hükümet ile başvuranlar arasında anlaşma sağlanabileceği göz önüne alınarak, saklı tutulması gerektiği kanaatindedir.


BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS’nin 13. maddesi bağlamındaki şikayeti ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;



4. 41. maddenin uygulanması hususunun henüz karara bağlanamayacağına;
Dolayısıyla,
(a) bu hususun saklı tutulmasına;
(b) Hükümet ve başvuranların, AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
(c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 13 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.


Düzenleyen angel67 : 15-08-2009 saat 09:47
angel67 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-06-2009, 17:42   #2
Ağaçsever
 
angel67's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
İnşallah bizde böyle kararlar veren hukuk devleti oluruz....Tapuyu kimin verdiğini sorguluyacaklarına vatandaşı mağdur eden hukuk var bu ülkede..

angel67 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 03-07-2009, 13:56   #3
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,071
Galeri: 182
Merhaba.

Kararlar önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken hususlar. Ama Devletimizin memurları bu konuda hala aynı vurdumduymazlığı sürdürüyorlar. Malum Onların yaptığı hata ve yanlışların bedelini nasıl olsa devlet bir şekilde ödüyor. Niye kendilerine çeki düzen versinler ki.
Bir Devletin kendi verdiği tapuya sahip çıkmaması onun saygınlığını azaltır.

Temennim Devletimizin bu mahkumiyetlerine sebep olanların da cezalandırılabilmesidir. Yoksa hiç bir sorumluluk taşımayan insanlar koltuklarında oturmaya devam ederse, Devletimizin ödemek zorunda kaldığı bu cezalar canımızı daha çok acıtacaktır.

Cumhurbaşkanı, Başbakanı veya odacısı. Herkes yaptığı işin veya attığı imzanın sorumluluğunu alabilmelidir. Bedelini başkalarının ödediği yanlışlar ve hatalar bizi sadece yorgun düşürür.

Saygılar


Düzenleyen Oğuz Karsan : 05-06-2012 saat 20:31
Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-07-2009, 10:10   #4
Ağaçsever
 
angel67's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
hukuk mu guguk mu?

Gerçi şu an gündemi izlediğimizde hukuk sisteminin ne kadar kopuk olduğu ortada.Adli tıp vakaları,ergenekon adı altında yapılanlar onun için pek hukuk aramaya gerek yok ama şu gerçek hukuk sadece formalite olarak var.Ali Kırcanın programında Münevver Karabulutun babası çok güzel bir söz söyledi bu ülkede hukuk parası olan için var sonuna kadar da katılıyorum...

angel67 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-08-2009, 09:37   #5
Ağaçsever
 
angel67's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
A.i.h.m gene tapu iptali yapan ülkemize ihlali kesti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı

DEVECİOĞLU/Türkiye Davası

Başvuru No. 17203/0
Strazburg
13 Kasım 2008


İKİNCİ DAİRE


USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 17203/03 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşları Serhat Devecioğlu ve Feriha Devecioğlu’nun (“başvuranlar”), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Mayıs 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından M. V. Dülger tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuranlar sırasıyla 1967 ve 1940 doğumludur ve sırasıyla Muğla ve İstanbul’da yaşamaktadırlar.

1926’da Hazine, Balıkesir’de yer alan ve Yana Çiftliği adıyla bilinen arsayı bir şahsa satmış, daha sonra sözkonusu şahıs arsayı başvuranlardan önceki sahipleri olan Yavaş ailesine satmıştır.

12 Eylül 1986 tarihinde Orman Kadastro Komisyonu, kadastro haritasında belirtilmeyen ormanlık arazilerin tespiti amacıyla bir tahdit çalışması yürütmüş, çalışma sonunda Komisyon Yana Çiftliği’nin bir bölümünün kanunsuz olarak tarım arazisi olarak tahsis edildiğini tespit etmiştir. İlgili kısım ormanlık arazi olarak tekrar tanımlanmıştır. Bu nedenle Komisyon, sözkonusu arsanın tapusunun kısmen iptali talebiyle iptal davası açmıştır.

Yavaş ailesi, arsalarının bir bölümünün ormanlık arazi olarak tanımlanmasına itiraz etmek amacıyla Marmaris Kadastro Mahkemesi’nde 11 Kasım 1987 tarihinde bir dava açmış, tahdit çalışmasının sonuçlarının iptal edilip arsalarının ormanlık bölgenin dışına çıkarılmasını talep etmişlerdir.

Mahkeme, 24 Ekim 1988 tarihinde orman, tarım ve kadastro mühendisliği alanında üç bilirkişi ile arsa üzerinde bir keşif yapmış, orman mühendisi çizdiği krokide arsayı A, B, C, D, E, F ve G adını verdiği parsellere ayırmıştır.

* Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
9 Ağustos 1990 tarihinde Kadastro Mahkemesi A, B, C ve F parsellerine ilişkin olarak Yavaş ailesi lehinde karar vermiş, ancak devlet orman arazisi içinde olduğu gerekçesiyle D ve G parsellerine ilişkin talebi reddetmiştir. Orman Müdürlüğü kararı temyiz etmiştir.

Yargıtay, Kadastro Mahkemesinin arsanın niteliği hakkındaki değerlendirmesinin yanlış olduğu gerekçesiyle sözkonusu kararı 16 Mart 1992 tarihinde bozmuş, bitki örtüsü tahrip edilmiş olsa bile arsanın orman arazisi olduğuna hükmetmiştir. Yargıtay ek olarak birinci derece mahkemesinin tarafların ibraz ettiği tapu senetlerine dayandığı ve sözkonusu arsanın alanının Erdek Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8 Eylül 1960 tarihli kararı ile 8,000 m2’den 8,640 m2’ye çıkarıldığını belirtmiştir. Ancak Orman Müdürlüğü’nün o davada müdahil olmaması nedeniyle Erdek Asliye Hukuk Mahkemesi kararının Yargıtay önündeki dava üzerinde bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu nedenle Yargıtay, dava dosyasını yeniden incelenmek üzere Marmaris Kadastro Mahkemesi’ne geri göndermiştir.

15 Haziran 1994 tarihinde başvuranlar Yana Çiftliği’ni Yavaş ailesinden satın almışlardır. Tapu sicilinde kayıtların tutulduğu bölümün ilgili sayfasında herhangi bir şerh bulunmamaktaydı.

Başvuranların Yana Çiftliği’ni satın almalarını müteakip, belirtilmeyen bir tarihte Marmaris Tapu Müdürlüğü başvuranları davaya müdahil olmaya davet etmiştir. Daha sonra mahkeme başvuranların davasını Orman Müdürlüğü’nün açtığı dava ile birleştirmiştir.

18 Haziran 1994 tarihinde Marmaris Kadastro Mahkemesi yeni bilirkişilerin katılımıyla ihtilaflı arsa üzerinde yeni bir keşif yapmış, hazırlanan raporda sözkonusu arsanın orman arazisi olduğu ve daha önce keşif yapan bilirkişilerin yanıldığı belirtilmiştir.

4 Mayıs 1995 tarihinde Marmaris Kadastro Mahkemesi, sözkonusu bilirkişi raporuna dayanarak başvuranların davasını reddetmiştir. Mahkeme, krokide A parseli olarak belirtilen 1,106.91 m2’lik bölümün orman arazisi olarak Hazine adına kaydedilmesine karar vermiştir. Bu şekilde A parseli başvuranların sahip olduğu 2 no’lu parselden ayrılmış ve Hazine’ye ait orman arazisine dahil 3 no’lu parsele eklenmiştir.

Yargıtay, yeterli olay incelemesi yapılmadığı gerekçesiyle 12 Aralık 1995 tarihinde sözkonusu kararı bozmuş, kendilerine intikal eden çiftliğin D ve G parselleriyle ilgili olarak başvuranların itiraz etme sürelerinin dolduğuna hükmetmiştir. Dolayısıyla taraflar D ve G parsellerinin devlet orman arazisine dahil olduğunu kabul etmişlerdir.

Dava, Yargıtay’ın incelemesi ve Marmaris Kadastro Mahkemesi’nin davayı yeniden görmesi ile devam etmiş ve arsaya ait yeni bir kroki hazırlanmıştır. Yeni krokide D1 ve F1 adlı yeni parsellere yer verilmiştir.

Son olarak, 24 Kasım 1999’da, Marmaris Kadastro Mahkemesi, (A), (B), (C), (D1), (F) ve (F1) parsellerinin orman arazisine dahil olduğuna karar vermiştir. Bununla beraber, mahkeme, (C) ve (E) parsellerinin tarım arazisi olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme, başvuranların davasını reddederek 1,106.91 metrekarelik (D1) parselinin Hazine adına, arsanın geri kalan 19,1768.09 metrekarelik kısmının ise başvuranlar adına (her başvuran için arazinin yarısı) kaydedilmesine hükmetmiştir. Başvuranlar ile Orman Müdürlüğü temyize gitmiştir.

30 Ekim 2000’de, Yargıtay başvuranların temyiz başvurusunu reddetmiştir. Ancak, Orman Müdürlüğü’nün temyizini yalnızca (F1) parseli bakımından onamıştır. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin (F1) parselinin orman arazisi olduğunu tespit etmesine rağmen bu parsel hakkında hükme varmadığını kaydetmiştir.

25 Aralık 2000’de, başvuranlar, (F1) parseliyle ilgili yukarıda belirtilen kararın düzeltilmesi için Yargıtay’a başvurmuşlardır.

13 Haziran 2002’de, Marmaris Kadastro Mahkemesi, (F1) parselinin Hazine adına kaydedilmesine hükmetmiştir. Mahkeme, (A), (B), (C), (D), (D1), (E), (F) ve (G) parselleriyle ilgili kararın zaten kesinleştiğini belirterek yeni bir karar vermeye gerek olmadığını kaydetmiştir.

Yargıtay, 7 Mart 2002’de, başvuranların 25 Aralık 2000 tarihli karar düzeltme taleplerini reddetmiştir. Bu karar, 11 Kasım 2002 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.
Başvuranlar AİHM önündeki şikayetlerini (F1) parseli ile sınırlı tutmaktadırlar.

HUKUK

I. AİHS’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar, yerel makamların herhangi bir tazminat ödemeksizin kendilerine ait arsanın bir kısmının orman arazisi olduğu yönünde karar verdikleri konusunda şikayetçi olmuşlar ve bu şikayetlerini AİHS’nin 1 No.lu Protokolü’nün 1. maddesine dayandırmışlardır.

A. Kabuledilebilirlik

AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

1. Tarafların İfadeleri

(a) Başvuranların iddiaları

Başvuranlar, yerel makamların herhangi bir tazminat ödemeksizin arsalarının bir kısmından ((F1) parseli) kendilerini mahrum bıraktığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, ihtilaf konusu arsanın 1926 yılında Devlet tarafından bir kişiye satıldığını ve o zamandan beri iç hukuka uygun olarak tarım arazisi olarak el değiştirdiğini kaydetmişlerdir. Tapu dairesi kayıtlarında, arsanın orman arazisi olduğunu gösteren veya satılmasını engelleyen hiçbir şerh bulunmamaktadır. Dolayısıyla, başvuranlar bu arsayı önceki sahibinden iyi niyetle satın almışlar ve tapu dairesi tarafından tutulan resmi kayıtlara güvenmişlerdir. Bununla birlikte, tapu kayıtları arsanın başvuranlara ait olduğunu kanıtlamasına rağmen, Komisyon ile yerel mahkemeler sözkonusu arsayı devlet ormanı olarak nitelendirmiş ve yapılan itirazları haksız olarak reddetmiştir. Başvuranlar, ayrıca, sözkonusu arsanın aileleri için tek gelir kaynağı olmasından dolayı, arsanın ellerinden alınmasıyla yoksulluk içinde yaşamaya zorlandıklarını iddia etmişlerdir.

(b) Hükümetin görüşleri

Hükümet, konuya ilişkin AİHM içtihadına (bkz., Lami Daim Namlı ve Diğerleri – Türkiye, no. 51963/99, 8 Mart 2005) atıfta bulunarak başvuranların 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde söz konusu arsa üzerinde hiçbir zaman tartışmasız mülkiyet hakkına sahip olmadıklarını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuranların, arsayı, arsanın mülkiyetine ilişkin dava 1987 tarihinden itibaren sürmekte olduğu için satıcının mülkiyet hakkının tartışma halinde olduğu bir dönemde satın aldıklarını kaydetmiştir. Hükümet, dolayısıyla, başvuranların, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesine aykırı olarak mülkiyet hakkından yoksun kalmadıklarını ileri sürmüştür.

2. AİHM’nin değerlendirmesi

AİHM, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin üç ayrı kural içerdiğini yinelemiştir: birinci paragrafın ilk cümlesinde ortaya konan birinci kural, genel nitelikte olup mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi ilkesini içermektedir; aynı paragrafın bir sonraki cümlesinde ortaya konan ikinci kural, mal ve mülkten yoksun bırakmaya ilişkin olup bunu belli koşullara bağlar; ikinci paragrafta belirtilen üçüncü kural, Sözleşmeci Devletlere, diğer hususların yanı sıra, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenleme hakkını tanır. Ancak, bu üç kuralın “ayrı” olması birbirleriyle bağlantısız oldukları anlamına gelmemektedir. İkinci ve üçüncü kurallar, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına yapılan müdahalelere ilişkindir ve dolayısıyla birinci kuralın içerdiği genel ilke ışığında yorumlanmalıdırlar (bkz., diğer kararların yanı sıra, Bruncrona – Finlandiya, no. 41673/98, 16 Kasım 2004 ve Broniowski – Polonya [BD], no. 31443/96).

AİHM, ayrıca, ikinci “kural” anlamı dahilinde mülkiyetten yoksun kalmanın söz konusu olup olmadığını karara bağlarken sadece mülkiyetin resmi şekilde alımının veya kamulaştırılmasının söz konusu olup olmadığının değerlendirilmesinin değil; aynı zamanda, görünüşün arkasındaki gerçeklerin tespit edilmesinin ve şikayet konusu olayın gerçeklerinin araştırılmasının gerekli olduğunu yinelemiştir. AİHS “uygulanabilir ve etkili” hakları güvence altına almayı amaçladığına göre durumun fiili (de facto) kamulaştırmaya varıp varmadığının tespit edilmesi gereklidir (bkz., Brumărescu – Romanya [BD], no. 28342/95; Sporrong ve Lönnroth – İsveç, 23 Eylül 1982 tarihli karar; Vasilescu – Romanya, 22 Mayıs 1998 tarihli karar).

AİHM, Hükümetin söz konusu arsanın mülkiyetine ilişkin itirazı karşısında ilk olarak başvuranların 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde mülkiyet sahibi olup olmadıklarını değerlendirmelidir. Bu bağlamda, taşınmazların kaydı ve devrine ilişkin tek yetkili makam olan Tapu Sicil Müdürlüğünde tutulan kayıtlara dayanarak başvuranların söz konusu arsayı eski sahibinden 1994 yılında aldıklarını tespit etmektedir. İç hukuk ve uygulamaya göre, bu tip bir mülkiyete ilişkin kısıtlama tapu sicili kayıtlarına girilmelidir. Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından tutulan kayıtlara dayanarak mülkiyet edinen kişilerin hakları korunmaktadır ve sözkonusu kayıtların tutulmasından kaynaklanan herhangi bir zararda Devletin sorumluluğu bulunmaktadır.

Bu durum karşısında AİHM, başvuranların, söz konusu arsanın bir kısmının orman alanı olduğunu bildiklerinin veya bilmiş olmaları gerektiğinin söz konusu olmadığını; zira, tapu sicil kayıtlarının ilgili sayfasının arsanın devrine ilişkin kısıtlama getiren herhangi bir şerh içermediğini kaydetmiştir. Dolayısıyla, arsayı iyi niyetle satın alan ve tapu edinen başvuranlar meşru olarak arsanın sahibi olduklarını iddia edebilir ve yerel mahkemelerde yargı yolunu izleyebilirler. Başka bir deyişle, arsanın mülkiyetini doğrulayan tapu senedinin sahibi olarak başvuranlar nihai mahkeme kararı ile mülkiyetten yoksun bırakılmalarına kadar herhangi bir kısıtlama olmadan 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde “mülkiyet” sahibi olmuş olarak değerlendirilebilirler.

AİHM, Hükümetin Lami Daim Namlı ve Diğerleri davasındaki kararına atfına ilişkin olarak, mevcut davanın farklı olduğunu kaydeder. Bahsedilen kararda, AİHM, başvuranların hiçbir zaman ihtilaflı arazinin yasal tapusuna sahip olmadıkları, bu nedenle, sözkonusu arazinin tartışmasız sahipleri olduklarına kesin inançları bulunmadığı kanısındadır. Öte yandan mevcut davada, arazinin satın alınmasının ardından, başvuranlara, tapu müdürlüğü tarafından, arazinin sahipleri olduklarını tasdik eden bir tapu verilmiş, bu nedenle başvuranlar sözkonusu arazinin tartışmasız sahipleri haline geldiklerine kesin kanaat getirmişlerdir.
Başvuranların bu arazinin tartışmasız sahipleri olduklarının belirlendiği göz önünde bulundurulduğunda, AİHM, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk fıkrasının ikinci bendi çerçevesinde, , mülkiyetin çekişmesiz kullanımı haklarına mülkiyetten “mahrumiyete” eşdeğer bir müdahale olduğu kanısındadır.
Daha önce kaydedildiği üzere, başvuranlar iyi niyet çerçevesinde (F1) no’lu parseli edinmişler, kendilerine geçerli tapu belgesi verilmiştir. Ancak başvuranlar bu araziyi kadastro haritaları, bilirkişi raporları ve iç hukuka dayanarak kamu ormanı olarak tanımlayan ulusal mahkemeler tarafından araziden mahrum bırakılmıştır.
AİHM, AİHS’de çevrenin genel olarak korunmasının teminatını veren madde bulunmamasına karşın, ne olursa olsun, günümüz toplumunda böyle bir korumanın giderek artan derecede önemli bir husus olduğunu kaydeder (bkz. Fredin - İsveç (no.1)). Ayrıca AİHM, birkaç davada benzer soruları incelemiş, çevrenin korunmasının önemini vurgulamıştır (diğerlerinin yanısıra bkz. Taşkın ve Diğerleri - Türkiye, 46117/99, Moreno Gómez - İspanya, 4143/02; Fadeyeva - Rusya, 55723/00). Yukarıda anlatılanlar ışığında, ulusal mahkemelerin gerekçelerini göz önünde bulunduran, AİHM, başvuranların, doğa ve ormanların korunması adına “kamu yararına” mülklerinden mahrum edildiklerinin şüphe götürmez olduğu kanısına varır (bkz. Lazaridi - Yunanistan, 31282/04). Bu mahrum bırakmanın meşru bir amaç güttüğü anlaşılmaktadır.
Şimdi, sözkonusu müdahalenin başvuranların çıkarlarıyla genel olarak toplumun çıkarları arasında adil bir denge kurup kurmadığı ortaya çıkarılmalıdır. İç mevzuat çerçevesindeki tazminat koşulları, itiraz konusu tedbirin zaruri adil dengeyi sağlayıp sağlamadığının ve özellikle de başvuranlara orantısız bir yük bindirip bindirmediğinin değerlendirilmesinde önemlidir. Bu bakımdan, AİHM, daha önce değeriyle orantılı olarak makul bir meblağ ödemeden mülkün alınmasının normal olarak orantısız müdahale teşkil edeceği ve hiç tazminat ödenmemesinin yalnız istisnai koşullarda AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında haklı olabileceği kararına varmıştır (bkz. N.A. ve Diğerleri - Türkiye, 37451/97; Nastou - Yunanistan (no.2), 16163/02; Jahn ve Diğerleri - Almanya [BD], 46720/99).
Mevcut davada, başvuranlar, uğradıkları zarar için Türk mahkemelerinde dava açmalarına karşın mülklerinin Hazine’ye geçmesi nedeniyle herhangi bir tazminat almamışlardır. Başvuranların arazilerinden yoksun bırakılmalarının telafisi için iç hukuk yollarının bulunmayışı, mülkiyet haklarından tam olarak yararlanmalarını sekteye uğratmıştır. Bu bağlamda, AİHM, Hükümet’in, başvuranları ailelerini desteklemeleri için temel geçim kaynağı olan araziden mahrum bıraktığı için hiçbir tazminat ödememesini haklı çıkarmak üzere hiçbir istisnai ayrıntı belirtmediğini kaydeder.
Yukarıdakiler ışığında, AİHM, başvuranların zararını telafi etmek için tazminata hükmedilmemesinin, mülkün korunmasıyla kamu çıkarının gerektirdikleri arasında kurulması gereken adil dengeyi bozduğu kanısındadır (bkz. N.A. ve Diğerleri). Buna göre AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar ayrıca mülklerinden mahrum bırakılmaları karşılığında tazminat almak için başvurabilecekleri etkili iç hukuk yollarının mevcut olmadığından şikayetçi olmuştur. Şikayetlerini, AİHS’nin 13. maddesine dayandırmışlardır.

Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmiştir.

AİHM, sözkonusu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle, aynı şekilde, kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini kaydeder.

Ancak, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini göz önüne alan AİHM, mevcut davada, AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edilip edilmediğini ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz., diğer hususlar meyanında, Kadriye Yıldız ve Diğerleri – Türkiye, no. 73016/01).

III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”
Başvuranlar, maddi tazminat olarak 760,927.5 Yeni Türk Lirası (YTL) (434,743.24 Euro) talep etmiştir. Yetkili makamların el koyduğu arsanın toplam alanının, 8,454.75 metre kare ve metrekaresinin piyasa değerinin 90 YTL (51.42 Euro) olduğunu açıklamışlardır.

Başvuranlar ayrıca manevi tazminat olarak 50,000 YTL (28,571.42 Euro) talep etmiştir. Bu bağlamda, arsalarına yetkili makamlarca el konulması nedeniyle yokluk içinde yaşadıklarını kaydetmişlerdir. Birinci başvuran, vefat etmiş olan eşinin emekli maaşının bir kısmını ile yaşamaktadır ve başka geliri bulunmamaktadır. İkinci başvuran, mali durumunun iyi olmaması nedeniyle ülkeyi terk etmeye zorlanmış ve güç koşullar altında geçimini sağlamaya çalıştığı Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınmıştır.

Başvuranlar, yargılama masraf ve giderleri hususunda, kendileri ve selefleri, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde, 1986 ve 2002 yılları arasında, altı sene süren mücadelelerinde kaydedeğer harcamalar yaptıkları halde, 30,000 Euro’luk sembolik bir meblağın tazminat olarak ödenmesinin uygun olacağını ileri sürmüşlerdir.

Hükümet, başvuranların talep ettiği meblağların spekülatif ve dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.

AİHM, mevcut dava koşulları altında, 41. maddenin uygulanması konusunun, henüz karara bağlanamayacağı ve Sorumlu Hükümet ile başvuranlar arasında anlaşma sağlanabileceği göz önüne alınarak, saklı tutulması gerektiği kanaatindedir.


BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS’nin 13. maddesi bağlamındaki şikayeti ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;



4. 41. maddenin uygulanması hususunun henüz karara bağlanamayacağına;
Dolayısıyla,
(a) bu hususun saklı tutulmasına;
(b) Hükümet ve başvuranların, AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
(c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 13 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

angel67 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 15-08-2009, 09:49   #6
Ağaçsever
 
angel67's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
Sayın Karsan ..A.İ.H.M Devecioğlu ve Türkiye Davası ile bir tazminat daha kesti.Artık hakimler kendilerine çeki düzen verip Mülkiyet hakkı nda kendilerini eğitmeli derim...

angel67 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-08-2009, 13:54   #7
Ağaç Dostu
 
Oğuz Karsan's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-12-2006
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,071
Galeri: 182
Merhaba.

Alıntı:
..A.İ.H.M Devecioğlu ve Türkiye Davası ile bir tazminat daha kesti.Artık hakimler kendilerine çeki düzen verip Mülkiyet hakkı nda kendilerini eğitmeli derim...
Sn. angel67,

Evet, aynen dediğiniz gibi. Artık Sn.hakimlerimiz kendilerine çeki düzen verip Mülkiyet hakkı nda kendilerini eğitmeli. Hem de derhal ve hemen.

Arkalarında adalet mülkün temeli yazarken, Kendi ülkesinin tapu dairesinin verdiği tapuyu tanımamaları doğrultusunda verdikleri anlaşılmaz kararlardan dolayı binlerce, milyonlarca euro tazminat ödüyoruz.

Ama tazminat ödesek de ülke olarak veya tüm vatandaşlar olarak ödüyoruz. Eğer her mahkeme verdiği yanlış kararın bedelini ödemek zorunda kalsaydı, acaba o hakimlermiz bu acaip kararları bu kadar cesurca alabilirler miydi?

Önce bu sorunun cevabını bir düşünseler iyi olacak. Yoksa ülke olarak daha çok bedel öderiz.

Saygılar

Oğuz Karsan Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 17-08-2009, 15:34   #8
Ağaç Dostu
 
BalıkcıSerdar's Avatar
 
Giriş Tarihi: 09-02-2009
Şehir: Ankara
Mesajlar: 1,161
Sn. Karsan;

Sizin davada kanun değişikliği işinize yaramadı mı? Sanırım Sn. Angel67'nin bahsettiği davalar, kanun değişikliğinden önce "kesinleşmiş" olan davalar olsa gerek.

BalıkcıSerdar Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-08-2009, 13:08   #9
Ağaçsever
 
angel67's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
A.İ.H.M mahkemesi kararları kesinleştikçe bu foruma atacağım.A.İ.H.M görülen Mahkeme görüntüleri bile dvd olarak elimde mevcuttur.Mağdur edilen insanlar birleşmeli ve bu gidişata dur denilmeli.Memurlar cezalandırılmalı.....

Şimdi Turgut ve Diğerleri davası ile Köktepe davasının görüntülerinin olduğu siteyi gönderiyorum..Belki ilginizi çeker.İngilizce ama ilerletirseniniz Türk avukatları Türkçe savunma yapıyor....

http://www.echr.coe.int/ECHR/EN/Head...080422-1/lang/

angel67 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 24-08-2009, 13:11   #10
Ağaçsever
 
angel67's Avatar
 
Giriş Tarihi: 22-12-2008
Şehir: zonguldak
Mesajlar: 78
Evet kanun değişikliğinden öncedir..Peki kanun değişikliği nedir o konuda bilgim yok.....

angel67 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 03:27.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2014