agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Doğaya ve Yaşamınıza Sahip Çıkın > Daha İyi Bir Yaşam İçin
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni10Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 09-04-2008, 14:10   #1
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Kardeş Köy Projesi / Eko köy - Permakültür

Arkadaşlar

Türkiye'de eko köy çalışmaları neden başarılı olamamaktadır?

Ekö köyler Türkiye için ütopik bir rüya olarak mı kalacak?

Permakültür anlayış Türkiye'de geçerli olur mu?

Hocamköy
İmece evi
Güneş köy

gibi çalışmalar başarılı bir çalışma sayılabilir mi?




Eko-Köyler

Kuzey ülkelerinin birçoğunda özellikle İskandinavya’da insanlar bir araya gelerek eko-köyler kurmaktadır.

Bu hareket küçük toplumlar oluşturarak temel ihtiyaçları olabildiğince lokal olarak karşılamayı, böylece taşıma ve depolamayı elimine etmeyi hedefler. köylerde gıda organik olarak üretilir.

Köy üyeleri planlama ve çiftlik işlerine hep birlikte katılır.

Eko-köyler yaşamın her yönünü uyum içerisine getirme çabasındadır. Atıklar gübre olarak toprağa geri dönüştürülür, enerji lokal yenilenebilir kaynaklardan temin edilir, evler lokal malzemeden iklime uygun olarak inşa edilir.

Her birey kullandığı kaynağın orijinini bilir ve aktivitelerinin sonuçlarının sorumluluk bilincindedir.

Okul, çocuk bakımevi, çalışma yerleri yakın mesafededir. Eğlenme, kutlamalar ve diğer faaliyetler için sık sık biraraya gelinir.

İsveç ülke olarak bu hareketin en güçlü yaşandığı ve yayıldığı yerdir .

--------------------------------------------------------

Ekoköylerin oluşmasına neden olan faktörler arasında, dayanışma üzerine kurulu sosyal/kültürel yapıların çökmesi ve yerküremizde giderek çoğalan zararlı çevre uygulamaları sayılabilir.

Ekoköyler, kendi kendine yeten, tatmin edici bir yaşam tarzı sürdürmeyi isteyen, birbiriyle, tüm canlılarla ve yerküreyle uyum halinde yaşamaya çalışan, kentli veya kırsal toplum insanlarından oluşur. Ekoköyler, dayanışma prensibine dayalı sosyal çevre ile sade bir yaşam tarzını birleştirmeye çalışır. Bunu gerçekleştirmek için, ekolojik tasarım, permakültür, ekolojik mimari, yeşil üretim, alternatif enerji, toplum oluşturma uygulamaları ve benzeri birçok yöntemden yararlanılır.

Tipik bir ekoköyde üç boyutun çeşitlemeleri görülür:

· Sosyal / toplumsal

· Ekolojik

· Kültürel / ruhsal

Topluluk - Ekoköyün Sosyal Boyutu

Ekoköy toplumlarında yaşayan insanlar çevrelerindekilerden destek alıp, onlara karşı sorumluluk hissederler. Bu insanlara derin bir 'ait olma' duygusu verir. Yeterince küçük topluluklar olduklarından, herkes kendini güçlü, görülür ve duyulur hisseder. Bu sayede insanlar, gerek kendi hayatlarını gerekse içinde yaşadıkları topluluğu etkileyen kararlara şeffaf bir şekilde katılma yetkisine sahip olurlar.

Topluluk ne demektir:

· Başkalarını farketme ve onlarla iletişim kurma

· Ortak kaynakları paylaşma ve karşılıklı yardımlaşma

· Bütüncül ve koruyucu sağlık yöntemlerini vurgulama

· Tüm fertlere anlamlı bir iş ve geçim imkanı sağlama

· Uçtaki, azınlık grupları birleştirme

· Bitmeyen bir eğitim sürecini öne çıkartma

· Farklılıklara saygı göstererek birliği teşvik etme

· Kültürel ifade şekilleri geliştirme

Ekoköyün Ekolojik Boyutu

Ekoköyler insanlara canlı doğa ile ruhsal bağlarını yaşama fırsatı verir. İnsanlar hergün toprak, su, rüzgar, bitkiler ve hayvanlarla içiçe olurlar. Yiyecek, giysi, barınma gibi günlük ihtiyaçlarını sağlarken, doğanın döngülerine saygılı olurlar.

Ekoloji ne demektir?:

· Mümkün olduğunca topluluğun bio-alanı içinde yiyecek yetiştirmek

· Bu alan içinde organik yiyecek üretimini desteklemek

· Evleri yerel malzemelerden yapmak

· Köy-bazlı, yenilenebilen enerji sistemlerini birleştirerek kullanmak

· Biyolojik çeşitliliği korumak

· Ekolojik iş prensiplerine sadık kalmak

· Ekoköyde kullanılan tüm ürünlerin yaşam sürecini sosyal, ruhsal ve ekolojik açıdan değerlendirmek

· Düzgün enerji ve atık yönetimi ile toprak, su ve havayı temiz tutmak

· Doğayı korumak ve vahşi doğa alanlarını muhafaza etmek

RUHSALLIK

Ekoköylerin Kültürel / Ruhsal Boyutu

Ekoköyler doğal alemle bütünleşme olgusu verir. İnsan hayatının ve doğanın, makrokozmosun birer parçası olduğu prensibi benimsenir.

Bazı köyler, açıkça tanımlanmış bir ruhsal yol izlerse de, birçoğu ruhsal uygulamalara ağırlık vermez. Ancak, doğanın döngülerini izleyerek, yerküreye ve üzerindeki tüm canlılara saygı duyarak, insanla doğanın ve evrenin bağlarının bilinçli olarak farkına varılır.

Ruhsallık ne demektir?

· Değişik kültürlerde ve yerlerde ruhsallığın birçok şekilde ortaya çıktığının bilincinde olup, buna saygı göstermek

· 'Ait olma' neşesini, çeşitli ayinler ve kutlamalarla yaşatmak

· Evrenle bağların ve bütünleşmenin ifadesi olarak yaratıcılığı ve sanatı vurgulamak

Genel Bilgiler

Binlerce yıldır, insanlar doğa ile içiçe ve sosyal dayanışma üzerine kurulu topluluklar halinde yaşamıştır. Bu topluluklardan birçoğu, ekoköyler, günümüze kadar gelmiş olup ayakta kalma mücadelesi vermektedirler.

Dünya üzerinde eskiden kalma yerel bazlı yerleşimlerin kalmadığı yerlerde, ekoköyler bilinçli olarak kurulmaktadır. Bu sayede, insanlar yeniden doğa ile içiçe topluluklar oluşturarak, tüm canlıların gelecekte de sağlıklı bir şekilde varolmasını hedefleyen bir yaşam tarzı seçerler. Günümüz dünyasının ana sorunu, büyümenin sınırlarına gelmiş olmamız ve yaşamlarımızda sosyal ve ruhsal boyutun eksikliğini hissetmemizdir. Birçok bilim adamına göre, eğer insan bir canlı türü olarak varolmayı sürdürecekse mutlaka zarar vermeyen, ve sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimsemek zorundadır. 2000 yılında, BM temsilcileri, 850 uzman ve 30 çevreci kuruluşun görüşleri alınarak hazırlanan Birleşmiş Milletler raporunda, "mevcut sistemin sürdürelemez olduğu ve değişimi geciktirmenin artık bir seçenek bile olmadığı" sonucuna varılmıştır.

Ekoköyler, başarıyla sürdürülebilir bir yaşam tarzı yaratmak için uğraşarak, derhal neler yapılacağının canlı modellerini oluşturmaktadırlar. Sosyal, ekolojik ve ruhsal çöküntü ile mücadele etmenin etkili ve uygulanabilir yolunu temsil etmekte ve bize 21.yüzyılda çevremize zarar vermeden yaşamanın yolunu göstermektedirler. 1998de, Birleşmiş Milletlerin 'En İyi 100 Uygulama' listesi arasında, ekoköyler en mükemmel ve zararsız yaşam modelleri olarak yer aldılar.


FESTİVA A.Ş. ARAŞTIRMASI
http://www.webnaturel.com/index.asp?...ayrintiid=1486

--------------------------------------------------------------
Eko Köy İngiltere


Dünyaya zarar vermeden yaşamak...
İklim değişimi tartışmalarına kulak verirken, "Peki ama ben ne yapabilirim" diye düşündünüz mü hiç?

Haberimiz, bu soruyu sorup da harekete geçmiş bir köyün öyküsü.

İngiltere'deki Ashton Hayes köyünde yaşayan bin kişi, son bir yıldır hummalı bir faaliyet içinde: Ülkenin ilk karbonsuz köyü olmaya çalışıyorlar.

Projeye tüm köy halkı sahip çıkıyor.

Daha doğrusu karbon üretimlerini azaltıp, ürettikleri kadarını da atmosferden geri çekerek, dünyaya zarar vermeyen bir yaşam sürdürmeye.

Projenin fikir babası Garry Charnock, her şeyin iki yıl önce bir edebiyat festivalinde dinlediği bir tartışmayla başladığını söylüyor.

Katılımcılar demiş ki: "Şimdi herkes bu salondan çıkıp iklim değişimi hakkında birşey yapsa, büyük yol alırız."

O da "Ne yapabilirim" diye düşünerek çıkmış. Sonra bakmış ki, HSBC gibi, DHL gibi pekçok büyük şirketin atmosferde bıraktıkları karbon izini sıfırlama projeleri var.

"Onlar yaparsa, bizim köy de yapamaz mı?" diye sormuş kendine.

İşe çocuklardan başlamış. Okulda onlara 'geleceğin taşıtları' diye bir proje yaptırmışlar.

Çocukların heyecanının büyüklere de bulaştığını düşünüyor.

Köyün pub'ı da projeye canla başla katılmış

"İlk toplantıya, soğuk bir Ocak gününde 400 kişi geldi" diyor Garry Charnock, "Kimseler inanamadı. Bundan önce bizim köyde toplantılara 30, taş çatlasa 40 kişi gelirmiş."

İklim toplantısına gelen 400 kişiyse, köydeki yetişkin nüfusun yüzde 75'ini oluşturuyormuş.

İlk adım olarak Chester Üniversitesi'yle beş yıllık bir anlaşma yapılmış.

Üniversiteden gelen uzmanlar geçen Mayıs'ta köydeki 370 haneyi bir bir dolaşarak karbon üretimlerini hesaplamışlar.

Sonra da herkese, bunu azaltmaları için kişisel planlar hazırlamışlar.

Kimi enerji tasarrufu sağlayan ampuller takarak başlamış işe, kimi çift cam taktırıp, güneş panelleri takarak.

Isı kaçıran çatılar elden geçmiş. Evlere, okula güneş panelleri takılmış.

Bütün gün fişte duran televizyonlar, makineler fişten çekilmiş.

Köyün barında, yani pub'ında sigara satan makineden, bira soğutucularına kadar herşey elden geçirilip kullanılmayanlar kapatılarak elektrik faturasında ayda 250 sterlin tasarruf sağlanmış.

Bisikletine binenlerin, yürüyenlerin sayısı artmış. Bir sürü fikir de sırada bekliyor: Yerel bir şirket, her gün Liverpool'a, Manchester'a çalışmaya gidenler haftada bir gün evden çalışabilsin diye köye ortak bir video-konferans sistemi kurmayı önermiş.

Bir elektrik şirketiyle de, ilerde kendi elektriklerini üretmek üzere anlaşma yapmışlar.

Henüz ne tür bir yenilenebilir enerji kaynağı kullanacaklarını bilmiyorlar.

Rüzgar mı daha verimli olur, talaştan elde edilen biyo-yakıt mı, onu araştırıyorlar.

Ama mühendis Garry Charnock, en gurur duyduğu projesini sorduğunuzda "Ben en çok, köy halkının birleşmesinden gurur duydum" diyor.

"Her şeyden önce müthiş eğlendik birlikte. Mesela gördük ki, bir toplumu harekete geçirmenin en iyi yolu, çocuklarını harekete geçirmek.

"Onlar okulda bu konuyla ilgilenirse, evde projelerini hazırlarken anne-babalarıyla, kardeşleriyle, dedeleriyle, babaanneleriyle tartışıyorlar.

"Dedeleri de diyor ki 'A biz de zamanında böyle yapardık bunu, eski alışkanlıklara dönmek lazım."

Chester'daki köy bir ilki başarmayı hedefliyor

Çok konuşana bir deneyen

Aslında İngiltere'de pekçok köy, mahalle, semtte insanlar komiteler kurarak neler yapabileceklerini tartışıyor.

Ashton Hayes'in farkı, kendilerine 'ilk karbonsuz köy olma' gibi bir hedef koymuş ve 7'den 70'e herkesi bu çabaya katılmaya ikna etmiş olmaları.

Charnock sonuçta hedeflerine ulaşıp ulaşamayacaklarını, hatta bir fark yaratıp yaratamayacaklarını bilmediğini söylüyor.

"Ama önemli değil," diyor "İklim hakkında bu kadar konuşana, bir de deneyen lazımdı. Biz deneyelim, insanlar da isterlerse bize baksın, bize sorsun ve kendi deneylerini yapsın"

İngiltere'de Ashton Hayes projesine ilgi hakikaten de büyük oldu.

En az 20 köyün kendilerinden bilgi aldığını söyleyen Garry Charnock, dün de bir meclis komisyonuna bilgi verdi.

Bakalım bize de son bir mesajı var mı?

"Köyümüzde fark ettiğimiz şey şu oldu: İklim değişiminden kaygı duyan çok insan vardı. Ama kimse tek başına harekete geçmiyordu.
Çünkü 'Şimdi kalkıp çatıya güneş paneli koysam, komşular bana deli der' diye düşünenlerin sayısı epey fazlaydı.
Halbuki hep birlikte çalıştığımızda, herşey kolaylaştı. Yani birlikte çalışsınlar ve tabii, işe çocuklardan başlasınlar. Onların heyecanı, hepimize yetiyor!
http://www.ekoses.com/ekolojikyasamp...=vdocid,147748

 
evrimsel beğendi.

Düzenleyen denizakvaryumu : 09-04-2008 saat 20:56 Neden: bilgi ekleme
denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-04-2008, 14:50   #2
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
HOCAMKÖY

Türkiye'de ilk kez denenen bir model Kırıkkale'nin Hasandede beldesinde tamamen doğal bir hayat vaat ederken, teknolojinin bu yönde sağladığı imkânlarına da sırtını dönmüyor.
Harman Anadolu Ekolojik Yaşam Merkezi adı altında bir araya gelen ODTÜ'lü bir grup genç, 'Hocamköy'adını verdikleri projelerinde köylülerle buluşarak, hem bilgilerini aktarıyor, hem de onlardan doğal yaşamı öğreniyor.

Fikirlerin takası
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile Dünya Bankası'nın da destek verdiği çalışmalara yaz aylarında çeşitli kentlerin yanı sıra yurtdışından gelen öğrenciler de katılarak 'değişik fikirlerin takas edildiği' bir ortam oluşturuluyor. Köyde rüzgâr ve güneş enerjisinden yararlanılarak elektrik üretiliyor, yemekler güneş ocağında pişiriliyor.

Ev şarapları geleneksel usulle, üzümlerin ayakla ezilmesi yöntemiyle üretilirken, tarlalarda tamamen doğal, hiçbir kimyasal katkı bulunmayan gübre kullanılıyor. Zararlı haşerelere karşı mücadele dahi sarmısağın yaydığı kokuyla yapılıyor, yani ilaç kullanılmıyor.

Almanya'dan gelen bir ustanın öğrettiği şekilde saman balyalarından evler yapılıyor. Mandırada biriken hayvan dışkıları, basınç altına alınarak hem kısa sürede kullanılabilir sönmüş gübreye dönüştürülüyor, hem de bu sırada elde edilen metan gazı (biogaz) yakıt olarak kullanılıyor.

'Hocamköy'de elde edilen ürünlerin büyük kentlere pazarlanmasının yanı sıra köylülere, özellikle de köyün çocuk ve gençlerini eğitebilmek amacıyla programlar hazırlanıyor.


Köy enstitüsü-kibbutz sentezi
Hocamköy projesinin yöneticilerinden Mete Hacaloğlu, proje hazırlanırken İsrail'deki 'kibbutz' modeli ile köy enstitüsü modellerinin kendilerine yol gösterici olduğunu ifade etti.

Hacaloğlu, "Biz hiçbir zaman köylü olamayız, ömrümüz süresince çalışsak da köylü genç gibi kürek sallayamayız" derken, amaçlarının yenilenebilir enerjinin kırsal alandaki kullanımını sağlamak olduğunu kaydediyor. Hacaloğlu'nun en büyük düşü ise tamamen doğal bir hayatın yaşandığı bu çağdaş köy ortamını daha fazla insan için olanaklı hale getirmek.

http://www.radikal.com.tr/2000/12/29...ye/01ora.shtml

İMECE EVİ

Yıllardır savunduğumuz “başka bir dünya mümkün”ü mümkün kılmak için!Gerçekten eleştirdiğimiz,bize dayatılan sisteme alternatif olarak savunduğumuz “barış içerisinde, kolektif,sade ve ekolojik yaşam” mümkün mü?

Sosyal ve siyasi yaşamda savunduğumuz fikirleri “özel,aile ve iş” yaşamımıza uyarlamak mümkün mü?
Yoksa yıllardır yaptığımız gibi çöpleri ayrıştırarak,çevre ve barış eylemlerine katılarak, toplumsal sorumluluğumuzu yerine mi getirmiş sayılıyoruz?

Çocuklarımıza ne bırakacağız? Eleştirdiğimiz sistemin gerçek,önerilerimizin ise hayal olduğunu mu? İşte İmece Evi bu hayalin gerçekleşmesinde ilk basamak!Sonrası ise “Ekoköy

http://www.imeceevi.org/index.php?op...tpage&Itemid=1

GÜNEŞ KÖY

Eylül 2000 de ankara da kurulmuş bir kooperatif.
Kırsal kesimde doğa ile uyumlu ve sürdürülebilir yaşam deneyimleri geliştirmeyi ve bunları paylaşmayı hedefler.

Kâr amacı gütmez.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması için çalışmalar yapar.

Organik tarım, yenilir/yenilenir, yapar ve yaygınlaştırır, yerli tohum kullanır ve paylaşılmasını sağlar.

Bozulan doğal yapıların onarılması için çalışır, doğa ile uyumlu ve ekolojik mimari tasarım ve uygulamalar yapar.

Sağlıklı yaşam için bitkilerin özelliklerini araştırır ve kullanır, geri kazanım sistemleri geliştirerek kaynakların verimli kullanımı için çalışır.

http://bluesun12.googlepages.com/g%C...projesi,ankara

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-04-2008, 15:11   #3
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
resimler

Eklenen Resimler
     
evrimsel beğendi.
denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-04-2008, 15:28   #4
Ağaçsever
 
crocuscuk's Avatar
 
Giriş Tarihi: 24-04-2007
Şehir: adana
Mesajlar: 59
köymü cennet mi belli değil

crocuscuk Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-04-2008, 20:28   #5
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
"Zira değişmesi gereken sosyolojik etkileşimler, şartlanmalar, bakış açıları vb. ne çok şey var."

Zorluklardan biri bu konu, belki de en önemlisi.Bu nedenle eko köy öncesi çalışmalarda aynı sosyolojik etkileşimlerde olanlar, aynı bakış açısını paylaşanlar bir araya gelmeye çalışıyor.

Farklı kültür , farklı bakış açılarındaki kişilerle eko köy de olsa bir araya gelinir mi ?Gelinirse huzurlu yaşanır mı?

Ekolojik değerleri üstün menfaat sayarsak, bahsettiğimiz değerler alt sıralarda kalıp önem arz etmez mi gibi konular ile ülkeden ülkeye değişen yapı ve anlayışlar eko köy kuruluşlarında etken.

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 09-04-2008, 21:43   #6
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
PERMAKÜLTÜR İNSANİDİR, KAZANDIRIR.

Permakültür, insan içindir, kazandırır. Nasıl mı? Her bakımdan. Çünkü permakültür tarım, üretim sürecinde düşük girdinin ön adı, verimliliğin de ikinci adıdır.

Permakültür üretim tarzında dışarıdan üretim girdisi alınmadığı için üretici ne üretim girdilerinden (gübre ve kredi kolaylıkları dâhil) ne de başka bir şeyde dışa bağımlı değil, üretim sürecinin tamamına egemendir.

Çiftçi, permakültürde dışarıya üretim girdisi için ödeme yapmaz, kendi bünyesinden sağlar. Bu nedenle kazancı çokuluslu üretim girdisi üreten şirketlere gitmez, cebinde kalır.

Üretimin beşiği olan topraktan aldığını toprağa eksiksiz ve doğal yollardan verdiği için toprakta ona bol ürün vererek, cömert davranır. Bu nedenle permakültür, bağımsız ve verimli tarım tarzının; adı ile soyadıdır.

Perma kültürün kelime anlamı şudur: Kalıcı tarım anlamına gelen "permanent culture"'ın kısaltılmışıdır. Bu sözcük, Avustralyalı Bill Mollison tarafından ortaya atılmış/ dillendirilmiştir. Mallison'a göre permakültür; "doğal ekosistemlerin çeşitlilik, istikrar ve esnekliğe sahip, tarımsal olarak üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve sürdürülmesidir.(1)

Perma kültür tarım, geçimlik ve ticari üretim tarzında, kırda ya da kentte yapılabilmektedir. Bizim geçmişte -2. Dünya Savaşı öncesi- uyguladığımız, geleneksel tarım diye ifade edilen tarımsal üretim tarzımızla çok benzeşmektedir, organiktir.

Permakültür tarım tarzında, endüstriyel tarım tarzında olduğu gibi çiftçiye tohum pakette, ilaç kutuda ve gübre çuvalda para karşılığı sunulmaz. Çiftçi ne kadar parası varsa o oranda üretim girdisi kullanmak zorunda bırakılmaz. Nihai olarak da tüketici, permakültür üretim tarzı sonucunda üretilmiş olan besinin sağlıklı olduğunu bilir.

Çiftçi tohumunu kendi ürününden ayırır, gübresini yetiştirdiği hayvanından sağlar, ilaç yerine de karışık ekim ve münavebe sistemini uygular. Bu girdiler için hiç kimseye bir ödeme yapmasına da gerek kalmaz. Yalnız permakültür tarım tarzı; üreticinin bilgili olmasını yani bilge olmasını gerekli kılar.
Ayrıca permakültür iki kere organiktir.

Bu sistemde geri kazanma esastır. Toprak için besleyici olabilecek tüm maddelerin toprağa geri çevirimi, kazandırılması üzerine bir çaba vardır. Permakültür üretim tarzı bitkilerin topraktan aldığını eksiksiz olarak toprağa geri vermenin üzerine kurguludur.

Bu da doğal dengeyi gözetmeyi sağlar. Başka bir deyişle permakültür ile doğal kaynaklar korunur, yenilenir ve sürdürülebilir.

Permakültür üretim yapan çiftçiler hesabına para karşılığı (profosyonel) düşünenler de yoktur. Her çiftçi/üretici kendisi toprağını, suyunu gözeterek verimliliği nasıl arttıracağını araştırır, bulur, araştırma sonundaki bulgularını uygular.

Bu nedenle sürekli dener, araştırır. Kendi bilgi ve deneylerini biriktirir, geliştirir ve uygular. Meslektaşları çiftçiler ile sürekli bilgi, deney vb paylaşım içinde olurlar.

Permakültür üretim tarzıyla üretim yapan çiftçiler, enerji ihtiyacını işletmeleri bünyesinde yani kendi kaynaklarından üretme yollarını araştırıp bulmak durumundadır.

Enerjinin kıt bir kaynak olduğunun ayırdındadırlar. Ya kendi enerjilerini üretme veya daha az enerji gerektirecek ürün üretimine yönelirler. Fosil enerjinin keseye ve çevreye verdiği zararı bildiklerinden kullanımından kaçınırlar.
Endüstriyel üretim tarzında bitkisel ve hayvansal üretimin birbiri ile olan bağı koparılmıştır.

Permakültür sistemde ise, verimliliği arttırmak için, ağaçların artıkları olan torfla, hayvanların dışkısı gübreyle bitkisel üretim ayrıştırılmaz, buluşturulur. Toprağı koruma ve verimliliğini artırma amaçlı yeşil gübre sağlamak için bitkiler yetiştirilir.

Toprağın bakım ve beslenmesine özel önem gösterilir. Ağaçları hem hayvan yemi hem de erozyonu önleme amaçlı kullanmak üzere dikilir.


Perma kültür kaynakları iyi kullanmayı hedefler. Kendi üretim zinciri içinde birbirini tamamlayan, düzenleyen ve katkı koyan olması için iş düzenlemesi yapar, zincir halkalarının sıralamasını iyi ve doğru yapmak durumundadır.

Örneğin, baklagil üretimi yapar, bununla havadaki azotu bitki köklerindeki nodoziteler aracılığıyla toprağa gübre olarak kazandırır. Yonca yetiştirir; yeşil aksamını hayvanlara nitelikli yem olarak yedirir. Yonca ekimiyle aynı zamanda toprağı erozyondan korur, toprağa havadan azot kazandırmış olur. Fasulye ya da nohut yetiştirmişse meyvesini insanlar besin olarak tüketir, toprağa da fasulye ve nohut köklerinin havadan aldığı azotu aktarır. Bitki artıkları tekrar toprağa karıştırılarak toprak beslenir.


Permakültür üretim yapan çiftçi bütün yumurtaları aynı sepete koymaz. Riskleri yayar. Bunu yapabilmek için karışık ekim yapar. Endüstriyel üretim tarzında olduğu gibi tek ürün üretimi yapmaz.

Aynı toprakta sürekli tek ürün üretimi kimyasalları zorunlu kıldığını bilir. Ayrıca biyoçeşitliği ve ideal dengeyi (ekolojik dengeyi) bozduğunun da ayırdındadır. Permakültür üretim yapan çiftçiler endüstriyel üretim tarzının zorunlu kıldığı mono (tek) ürün ekimine karşı en doğru ve yararlı bir üretim tarzı olduğunun bilincindedir.

Perma kültür, genelde az kaynağa sahip çiftçiler tarafından uygulanmaktadır. Yani daha çok küçük ve orta ölçekli topraklara sahip olan çiftçiler permakültür tarzda üretim yaparlar.

Bu üretim tarzında yerel kaynaklar kullanılır. Yerelde bilgi paylaşımı, deney aktarımı, bilgeler ve bilgelikten yararlanılır. Endüstriyel tarımdaki gibi şirketlerin buluşlarını gizleme, "buluşlarını" patentleme yoluna giderek onlardan etik dışı kazanç sağlama yoluna gitme yerine permakültürde bilgi ve deney paylaşımı vardır, insanidir. Ürettiği besinler sağlık açısından risk oluşturmadığından insan içindir!

İşte permakültür üretim tarzının bütün bu özelliklerinden ötürü verimlilikte ciddi artışlar da olur. Bu tarz üretim endüstriyel üretim tarzına göre de daha çok kazandırır. Üreticiler üretimde başlangıçta bir azalma yaşar -her zaman olmaz-fakat sonuçta yüksek verimlilikle birlikte yüzde 300-400 arasında bir kazanç artışına ulaşırlar.

Çiftçiler istisnalar hariç olmak kaydıyla permakültüre beş yılda geçebilirler. Her yıl toprakların beşte birini dönüştürür, kimyasal kullanımını kaldıracak şekilde azaltarak yol alırlar.

Yukarıdaki permakültür tarım tarzına ilişkin sıralanan kanıtlar, yüksek oranda verimli olduğunu göstermekte, kimyasal gübrelerin ve ilaçlar ile yoğun mekanizasyon kullanımının dünyayı beslemek için gerekliliği tezini-safsatasını- gereksiz kılmaktadır.

Mevcut hâkim üretim tarzı olan endüstriyel üretim tarzının karşısında permakültür üretim tarzı, 20 yüzyılın son yirmi yılında yaygınlaşma atağına geçmiştir. Başta Küba olmak üzere Zimbabve, Botswaana, Hindistan, Meksika, Nepal, Çin ve Vietnam ile Güney Amerika'da güçlenmektedir.

Abdullah AYSU
http://www.uzumsen.org/index.php/content/view/46/27/

seratblyz ve evrimsel beğendi.
denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-05-2008, 13:33   #7
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
http://www.sincapevler.com/index.html

linteki köy ve benzeri köyler , eko-köy olarak tanımlanabilir mi?


Düzenleyen denizakvaryumu : 15-03-2011 saat 12:36
denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-05-2008, 22:53   #8
Ağaçsever
 
arodopman's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-08-2004
Mesajlar: 81
Sayın Denizakvaryumu,

Açtığınız bu konu ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Yıllardır düşlerini kurduğum böyle bir yaşantıyı birinci emekliliğimde gerçekleştiremedim ama umarım ikincisinde başarırım. Şartlar el verirse tabii ki.

Yurt dışında sıkça rastlanılabilen bu tür yerleşiklikler ülkemizde nasıl bir gelişme gösterecekler bilemiyorum. Her şeyden önce ben bunun bir kültür sorunu olduğu düşüncesindeyim. Bu yaşantıyı seçecek kişilerin geçici bir heves, moda veya kentten kaçma dışında bir yaşam felsefesi olarak benimsemesi gerektiğine inanıyorum. Hayli zorlu bir bilgilenme, fiziksel ve ruhsal hazırlanma sürecinin geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

‘’EKOFELSEFE’’ başlığı altında pek çok ayrıntıyı kapsamına alan düşünce ve yaşama şeklini oluşturmaya etkili olabilecek bir yazı dizisini bu ay çıkacak bir dergide irdelemeye başladım(Dergi yayınlanınca yazıyı buraya da asarım). Ekofelsefenin bireysellikten öte anonim bilgi birikimleri ve deneyimlerle şekillenip gelişebileceğini düşünüyorum. Ortak aklın çıkarımlarını burada birbirimizle paylaşabilirsek umarım iyiden, doğrudan, güzelden yana daha çabuk yol alırız.

Belli mi olur belkide sizin yaptığınız bu başlangıç yeni projeler, yeni eko-köyler, yeni yaşam tarzlarının oluşturulmasına ön ayak olur. Ekolojik-Ekonomik-Sağlıklı günlere merhaba deriz…

Saygılarımla

arodopman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2008, 07:41   #9
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
"Her şeyden önce ben bunun bir kültür sorunu olduğu düşüncesindeyim. Bu yaşantıyı seçecek kişilerin geçici bir heves, moda veya kentten kaçma dışında bir yaşam felsefesi olarak benimsemesi gerektiğine inanıyorum. Hayli zorlu bir bilgilenme, fiziksel ve ruhsal hazırlanma sürecinin geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. "


Evet size katılıyorum,
Aynı kültür ,aynı yaşam felsefesinden gelmeyen insanların oluşturacakları eko-köylerin yürümeyeceği yürüyemeyeceği Türkiye şartlarında açık.

Ortak payda da bile uzlaşılamayacaktır çünkü uzlaşı kültürü de yok.

Bu nedenle eko-köyler oluşturulurken bu köyleri oluşturacak insanların ciddi bir ön hazırlık-konuşma-araştırma safhalarından geçmeleri gerekir.

Aksi halde bir tatil köyü-yazlık ve sorunlar yerleşkesine dönülmesi kaçınılmaz

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2008, 09:02   #10
Ağaç Dostu
 
nevsune's Avatar
 
Giriş Tarihi: 04-05-2007
Şehir: Ankara
Mesajlar: 4,918
Galeri: 215
Denizakvaryumu, düşüncelerinizin bir kısmına katılıyorsam da, uzlaşı konusunda kendimi sizden daha iyimser buluyorum. Yaşam felsefesi olarak, arınmışlığı (ki bu tür bir tercih, arınmışlık gerektirir) seçmiş kişilerin arasında uzlaşma olmamasını düşünemiyorum. Bu tür yaşam biçimini seçen kişilerle bir arada olabilmek, amaçlarımdan başta gideni.

Gerçekten isteyenlerimiz var (kendimi saymazsam ayıp olur), ama gerek maddi, gerek sorumluluklarla ilgili koşullar biraraya gelmemizi zorlaştırıyor belki de.

[quote=arodopman;234867]
Belli mi olur belkide sizin yaptığınız bu başlangıç yeni projeler, yeni eko-köyler, yeni yaşam tarzlarının oluşturulmasına ön ayak olur. Ekolojik-Ekonomik-Sağlıklı günlere merhaba deriz…[QUOTE]


Ben kendi adıma bu gün için bir ütopya sayılabilecek böyle bir köy yaşantısının, fazla da uzak sayılmayacak bir zaman diliminde yaşama geçmesini diliyorum. Bu yüzden verdiğiniz bu bilgiler benim için de büyük önem taşıyor.

nevsune Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2008, 09:03   #11
Ağaç Dostu
 
caretta's Avatar
 
Giriş Tarihi: 06-06-2007
Şehir: Izmir
Mesajlar: 551
Galeri: 122
Bu konuda tek sıkıntım Sincap Evlerinin web sitelerinde sadece Istırancalarda olduklarını söylemeleri..İyi de İstanbul Terkos'tan Bulgaristan sınırına kadar Istırancalar..Tanıtımcı biri olarak web adreslerine yerleşim yerini yazmayan bir siteye telefon açıp neredesiniz diye sormak içimden gelmiyor...Hele almayacaksam, ama yerini bilmediğim için de içimden o tarz konularda orayı örnekte vermek gelmiyor yine aynı sebepten.

caretta Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2008, 10:25   #12
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Yine doğaya uyumlu ama keseye uyumlu olmayan evler için (örneğin sincap evler 100.000 eurodan başlıyor) perma kültür anlayışı benimseyenlerin düşünceleri nedir?

Bu bağlamda, saman ev fikri çok mu abes olur?

Earth House

gibi evlerin fahiş fiyat maliyeti ile nasıl baş edilebilir?
Bu gibi evler eko-kültür anlayışı içinde ortak çalışma-ortak maliyet anlayışı ile yapılabilir mi?

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2008, 17:41   #13
Ağaçsever
 
arodopman's Avatar
 
Giriş Tarihi: 23-08-2004
Mesajlar: 81
Ben Ekolojik Yaşam Şeklini, Ekonomik, sağlıklı ve mantıklı olabildiği ölçüde benimsiyorum. Özellikle son yıllarda insanların bu yöndeki zaaflarını değerlendirmek isteyen kişiler projelerinin önüne Ekoloji, Naturel, Doğal v.s gibi takılar koyarak satış şanslarını arttırdığını görüyorum. Belki bir statü kazanmak, belki farklı görünebilmek, belki çok olan parasına harcayacak yer aramak gibi nedenlerle de gereğinden fazla fiyatlar yükselebiliyor. Bana göre bu durum benim düşlediğim şekilden çok uzaklaşıyor.

Sözü edilen evler 200.000 Euro civarında ise bence ekonomik olmadığı için Ekolojik te olamaz. Ben oraya biblo olarak oturmaya, veya resim çektirmeye gitmeyi düşünmüyorum. Çapamla, küreğimle, kazmamla, tavuklarım, Maltıs Keçim, köpeğimle birlikte gitmeyi düşünüyorum. Kentte yaşayamadığımı yaşamaya, düşünüp te üretemediğimi üretmeye. Öğrenip uygulamaya, deneyip geliştirmeye, geliştirdiğimi öğretip birlikte üretip, tüketmeye gitmeliyim. Yaşamı olabildiğince sadeleştirip sadece zorunlu harcama kalemlerimi almalıyım. Doğaya hükmetmek, doğayı sömürmek, yok etmek için değil, doğanın bir parçası olarak, doğanın tüm unsurlarıyla birlikte yaşamalıyım. Bütün bunları bilgiyle, bilinçli bir tercih ile yapıp yaşamalıyım. Ekofelsefe; doğal yaşam içselleştirildiği oranda kişiye mutluluk verebilir ve anlam kazanır diye düşünüyorum.

boyalı kuş beğendi.
arodopman Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-05-2008, 19:40   #14
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Evet, bu felsefede birleşiyoruz ama bir yerlerde takılıp kalıyoruz.

İşte bu kaldığımız yerleri tam olarak tespit etmek ve ileri aşamaya geçmek için çözümler üretmeliyiz derim.

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-06-2008, 19:45   #15
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 12-06-2008
Şehir: izmir
Mesajlar: 7
merhaba,

imecevinin geçen sene düzenlediği ekoköy toplantısına katılarak sizler gibi bende düşüncelerimi somutlaştırmak istedim. neredeyse bir yıl oldu toplantı yapılalı. ortada hiç bişi yok dicektiim ki bu sizi üzer ve doğru da olmaz. evet arkadaşlar bugün bir arada ekibimiz var. bahsettiğiniz uzlaşma ve paylaşımı şunda yavaş yavaş somutlaştırıyoruz. size detayları yakında duyururum.

imeceevinin saman evinde kalmış bi insan olarak diyebilirim ki harika bir deneyim. sessiz ve iyi yalıtılmış. kışın kar yağdığında oradaydık toplam 5 odunla sıcacık oldu. kii aslında 3 tane ile de olmuştu.

şimdilik grubumuz 11 kişiden oluşuyor ve 5 i şehri terketmiş durumda. birinin de ben olduğunu gururla söylüyorum. önümzdeki hafta taşınma olayına da halletmiş olacağım.

gruptaki arkadaşlardan biri bu forumu tavsiye etti. öyle sizlere ulaştım. yakında tekrar görüşmek dileğiyle...

euphoria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-06-2008, 20:03   #16
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Hoş geldiniz.
Sanırım imece evi bulunduğu yeri bırakarak yeni bir yer satın alma aşamasında...

11 kişilik grup bu satın almanın içinde mi? Nasıl bir yapılanma olacak?

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-06-2008, 17:41   #17
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 12-06-2008
Şehir: izmir
Mesajlar: 7
imeceevi devrediliyor. bir yer satın alınması şimdi söz konusu değil. ama yakındır. **** her an uygun bi yer bulunursa üzerine atlanabilir ( geniş zamanlı bir konu bu )

bu grup satınlamayla yakından ilgileniyor. ancak şu anda önceliğimiz grubun bir arada yaşama deneyimini bir an önce kazanması. özetle bir arada yaşama deneyi yapıyoruz ve daha toparlanıp bir araya gelme aşamasındayız. dolayısıyla yapılanma aşamasındayız. yapılanmayı bu yüzden tarif etmem mümkün değil

ancak yerini ve zamanını söyleyebilirim. birde kapalı bir oturum olacağını.

yer izmit,körfez alihocalar köyü. 19 haziran başlangıç tarihi.

bu deneyimiz 15 gün sürecek ve toplantılarla karar almalarla geçecek. tabiii keyifli olacak bu toplantılar ve daha önce yaptığımız tüm toplantılar kalıcı bir zevk bıraktı. bu yüzden çok ümitliyim.

yeni üyelere ****** açığız sadece bu toplantıda ilk oluşumu sağlamlaştırmak istiyoruz. 15 gün sonra kapılarımız ardına kadar açılacak ve katılımcılarla büyüyeceğiz.

toplantı sonuçlarını mail gruplarında duyuracağız. eğer gerçekleşirse bir sitemiz olacak herşeyi oradan takip etmenizde mümkün olacak.

sevgilerle...

umarım açıklayıcı olmuşumdur.

euphoria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 13-06-2008, 20:32   #18
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Kolay gelsin, haberleri bekliyoruz.

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 14-06-2008, 21:28   #19
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 12-06-2008
Şehir: izmir
Mesajlar: 7
teşekkür ederim. bi süre yazamayabilirim buraya. şimdiden özür. internet henüz çiftliğe bağlanmadı da

euphoria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-07-2008, 15:26   #20
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 12-06-2008
Şehir: izmir
Mesajlar: 7
selam, hemen sonucu söyliyeyim... olumsuz

olmadı, beceremedik. hemen anlaşmazlıklar çıktı ve aramızdan bazı kişilerin gerçek niyetlerinin kollektif yaşam değil de kendilerine ait klanları olsun istediklerini öğrenmiş olduk. aslında, çoğul konuşuyorum ama bu sadece bir kişi. ve ne yazıkki yer kiralıktı. kiralayan da o şahıs olduğu için orayı terk ettik. şimdi orada toplam 3 kişi kalıyor. şimdiden başarılar diliyorum kendilerine.

geri kalan 9 kişi şimdi tekrar deneme için hazırlanıyor ve araştırıyor.

bu olay kimseyi üzmemeli ve durdurmamalı. alınan derslerle bir adım daha attık. hadi bakalım hayırlısı

euphoria Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 11-07-2008, 15:34   #21
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Evet, olayı amaca yaklaşımda adımlardan biri olarak değerlendirmekte fayda var ve sorunlar sonradan ortaya çıkacağına ne kadar erken çıkarsa çok daha iyi.

Bu oluşumlarda acele etmemekte fayda var .

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 16-09-2008, 11:35   #22
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 16-09-2008
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 26
Ekoköylerde Ortak yaşam bilinci

Herkese merhaba,
Burada aktarılanları tarihsel olarak en başından okumama rağmen ekoköy oluşumlarında sorunların üstesinden gelememeyi her yönüyle belirtmiş buradaki dostlar.. Söylenecek söz yine çok var ama, iş bir araya gelememe sıkıntısı had safhada.. Aşağıya alıntıladıklarıma tamamıyla katılıyorum(sizlerin ifadelerine).
Doğal yaşam felsefesini(perma kültür de denebilir.) hazm etme başlı başına hem bir içsel-dışsal eğitim hem de geleceği koruma-sahip çıkma sorumluluğunu kendinde hissetme işidir. Türkiye'deki Hocamköy-İmecevi-Güneş Köy ve Tatuta projelerini dışarıdan takip etme fırsatım oldu. Her biriyle ilgili 1996-98'lerden beri görüştüğüm arkadaşlarım oldu. Yaşananları da bi şekilde sizlerle paylaşmayı ve somut adımlar atmayı düşünüyorum. Görüşlerinize ihtiyacım olacak.
Sevgi ve esenlikle,
Hakan

"Her şeyden önce ben bunun bir kültür sorunu olduğu düşüncesindeyim. Bu yaşantıyı seçecek kişilerin geçici bir heves, moda veya kentten kaçma dışında bir yaşam felsefesi olarak benimsemesi gerektiğine inanıyorum. Hayli zorlu bir bilgilenme, fiziksel ve ruhsal hazırlanma sürecinin geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. "

Evet size katılıyorum,
Aynı kültür ,aynı yaşam felsefesinden gelmeyen insanların oluşturacakları eko-köylerin yürümeyeceği yürüyemeyeceği Türkiye şartlarında açık.

sedirtoprağı Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-10-2008, 09:00   #23
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Bu başlık altında;

kardesbitkiler.blogspot.com

ve

http://www.kardesbitkiler.blogspot.com/

linklerinin bilinmesinde fayda var.

Bu oluşum ekoköy-permakültür-doğal yaşam için ön başlangıç, hazırlanma ve tanıma devresi...

Umuda yolculuk...

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 30-10-2008, 09:12   #24
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Samizdat Masanobu Fukuoka’nın Doğal Çiftçiliği ve Permakültür


Masanobu Fukuoka, güney Japonya’da Shikoku adasında yaşayan bir çiftçi/filozoftur. Fukuoka’nın çiftçilik tekniği oldukça az olarak yabani otların yolunmasına gerek duymakla birlikte, hiçbir makineye ve kimyasala gerek duymamaktadır. Toprağı sürmez veya önceden hazırlanmış kompost kullanmaz ve yine de meyve bahçesindeki ve tarlalarındaki toprağın durumu her yıl daha da iyiye gider. Fukuoka’nın yöntemi kirlilik yaratmaz ve fosil yakıtlara gerek duymaz. Diğer yöntemlerden çok daha az emek gerektirir, yine de meyve bahçeleri ve tarlalarındaki ürün verimliliği modern bilimin tüm teknik bilgisini kullanan Japonya’nın en verimli çiftliklerine benzemektedir.

Bu nasıl mümkün olur? Kabul ediyorum, 1973 yılında ilk kez Fukuoka’nın çiftliğine gittiğim zaman şüpheciydim - fakat ispatı ortadaydı. Tarlalardaki buğday ekinleri, sebzeler, otlar ve beyaz yoncayla kaplı toprakta büyüyen sağlıklı meyve ağaçları. İki yılın üzerinde bir süre orada yaşadım ve çalıştım, Fukuoka’nın teknikleri ve felsefesi benim için giderek daha anlaşılır oldu.

Mollison ve Fukuoka aslında aynı yere ulaşmak için tümüyle farklı rotaları kullandılar. Permakültür, ögelerinin işlevsel bağlarını maksimize etmeyi hedef alan bir tasarım sistemidir. Ürün ve hayvan yetiştirmeyi dikkatli bir su yönetimiyle bütünleştirir. Evler ve diğer yapılar maksimum enerji verimliliğiyle tasarlanırlar. Herşey birlikte çalışmaları ve zamanla eksiksiz ve sürdürülebilir bir tarım sistemine evrilmeleri için yapılır.

Buradaki anahtar kelime tasarımdır. Permakültür bilinçli bir şekilde tasarlanmış bir sistemdir. Tasarımcı, bilgisini, yeteneğini ve duyarlılığını bir plan yapmak, daha sonra planını uygulamak için dikkatli bir şekilde kullanır. Fukuoka tamamen farklı bir perspektiften doğal çiftçiliği yarattı.

Doğal çiftçilik fikri Fukuoka’ya henüz yirmibeş yaşındayken geldi. Bir sabah, gün doğumunda Yokohama Koyuna bakan bir kayalığın üzerinde otururken, bir ilham parıltısı oluştu. Doğanın kusursuz olduğunu gördü. Problemler, insanlar doğayı düzenlemeye ve onu insanın yararına kullanmaya kalkıştıklarında meydana gelir. Bu anlayışı başkalarına da açıklamayı denedi, fakat anlaşılamadığında, aile çiftliğine dönme kararı aldı. Anlayışının somut bir örneğini tarıma uygulayarak yaratmaya karar verdi.

Fakat nereden başlamalı? Fukuoka’nın takip edeceği bir modeli yoktu. “Bunu denersek nasıl? Peki ya bunu? Bu, tarımsal teknik geliştirmenin olağan bir yoluydu. Benim yolum farklıydı. Peki bunu yapmazsak nasıl? Ve de bunu? Bu takip ettiğim yoldu. Şimdi ise pirinç yetiştirme yöntemim tohumu ekmek ve samanı yaymak, fakat bu basitliğe ulaşmak otuz yılımdan fazlasını aldı.”

Fukuoka, pirinç yetiştirme yönteminin temel fikrini uzun yıllar kullanılmadan ve sürülmeden bırakılmış eski bir tarladan geçerken elde etti. Orada çimenler ve yabani otlar arasında filizlenen sağlıklı pirinç fideleri gördü. O zamandan sonra pirinç tohumlarını baharda ekmeyi bıraktı ve onun yerine toprağa doğal olarak düşmesi gerektiği zaman olan sonbaharda tohumları serdi. Yabani otlardan kurtulmak için toprağı sürmek yerine, beyaz yonca ve arpa samanı örtüsü ile onları kontrol etmeyi öğrendi. Dengeyi biraz da olsa kendi ekinleri aleyhine kaydırırken, Fukuoka, tarlasındaki bitki ve hayvan topluluklarına mümkün olduğu kadar az müdahale etti.

Bu, Fukuoka deney yapmadı demek değildir. Örneğin, beyaz yoncanın yabani otları etkili bir şekilde geride tutan tek örtü olduğunu fark etmeden önce yirmiden fazla farklı örtü denedi. Beyaz yonca ayrıca nitrojeni düzenler, böylece toprağı kuvvetlendirir. Samanı düzenli bir şekilde tarlaların üzerine yaymayı denedi fakat pirinç tohumlarının filizlenemediklerini gördü. Tarlada samanın saçıldığı bir köşede, fideler çıktı. Bir sonraki yıl samanı tüm tarlaya saçtı. Neredeyse tüm ekini kaybettiği deneylerin olduğu yıllar vardı, fakat küçük alanlarda işler yolunda gitti. Tarlanın o bölümünde neyin farklı olduğunu yakından gözlemledi ve gelecek yıl sonuçlar daha iyiydi. Demek istediğim, neyin en iyisi olduğu konusunda önceden belirlenmiş bir fikre sahip değildi. Pek çok şey denedi ve doğanın gösterdiği yöne doğru ilerledi. Fukuoka insan aklını mümkün olduğu kadar karar alma süreci dışına çıkarmayı deniyordu.

Fukuoka’nın sebze yetiştiriciliği de bu fikri yansıtır. Sebzeleri meyve bahçesindeki turunçgil ağaçları arasındaki boşluklarda yetiştirir. Hangi sebzelerin hangi bölgelerde daha iyi yetişeceğine karar vermek yerine tüm tohumları bir araya karıştırır ve tohumları her yere saçar. Sebzelerin kendi bölgelerini bulmalarına izin verir, buralar çoğu kez en az umduğu alanlardır. Sebzeler tohuma kalkarlar ve yıldan yıla meyve bahçesi içerisinde hareket ederler. Bu şekilde yetişen sebzeler daha güçlüdür ve yavaş yavaş yarı-vahşi atalarının formuna dönerler.

Fukuoka’nın çiftliğinin iyi bir permakültür tasarım modeli olduğundan söz ettim. Köydeki evine en yakın bölgede, Zon 1′de, Fukuoka ve ailesi geleneksel Japon tarzında bir sebze bahçesine sahipler. Mutfak artıkları toprağa katılıyor, sırayla farklı ekinler yetiştiriliyor, ve tavuklar serbestçe dolanıyor. Bu bahçe gerçekten de ev yaşamı alanının bir uzantısıdır.

Zon 2, Fukuoka’nın tahıl tarlalarıdır. Her yıl pirinç ve arpa yetiştirir. Çünkü samanı tarlalara iade eder. Böcekler ve toprağın sağlıklı doğal dengesi böcek ve hastalık istilalarını minimumda tutar. Bill Mollison Ekin Sapı Devrimi’ni okuyana kadar, kendi permakültür tasarımlarında hububat yetiştirmeyi nasıl dahil edeceği konusunda bir fikre sahip olmadığını söyledi. Tüm tarım modelleri toprağı sürmeyi içerir - Mollison’un katılmadığı bir pratik. Şimdi ise Fukuoka’nın ziraat içermeyen tekniğini kendi ilkesine dahil ediyor.

Zon 3, meyve bahçesidir. Ana ağaç, mandalinadır, fakat ayrıca pek çok meyve ağacı ve yerli çalılar yetiştirmektedir. Üst kat, pek çoğu nitrojeni sabitliyen ve böylece toprağı derinlemesine kuvvetlendiren uzun ağaçlar. Orta kat, turunçgiller ve diğer meyve ağaçlarıdır. Zemin, yabani otlar, sebzeler, otlar ve beyaz yonca ile kaplıdır. Tavuklar serbestçe dolanır. Bu çok-katmanlı meyve bahçesi alanı bilinçli bir tasarımdan ziyade doğal bir evrimle oluşmuştur. Yine de temel permakültür tasarım özelliklerininin pek çoğunu içerir. Pek çok farklı bitki türlerine sahiptir, yüzey alanını maksimize eder, güneş ışığı kapanları içerir ve böcek populasyonlarının doğal dengesini korur.

Fukuoka, Zon 4′ten ziyaretçileri her zaman davet eder. Yabani hayvanlar ve kuşlar serbestçe gelir ve giderler. Çevredeki orman mantar, yabani ot ve sebze kaynağıdır. Ayrıca bir ilham kaynağıdır. Fukuoka şöyle der; “Doğanın mükemmellik ve bolluk fikrini elde etmek için, ormanın içerisine doğru bir yürüyüş yapın. Orada, hayvanlar, uzun ağaçlar ve çalılar hep birlikte uyum içerisinde yaşarlar. Tüm bunlar insanın hüneri ve karışması olmadan olur.”

Fukuoka’nın doğal çiftçiliği ve permakültür neredeyse zıt yaklaşımlarına rağmen birbirlerine oldukça yakından benzemeleri dikkate değerdir. Permakültür, doğa içerisinde bolluk ve sürdürülebilirlikle yaşamanın stratejisini planlamak için insan aklına dayanır. Fukuoka, insan zekasını insanı yalnızca doğadan ayırmaya hizmet eden bir suçlu olarak görür. Tek bir zirve, pek çok patika.

Doğal çiftçilik ve permakültür birbirleriyle büyük bir borcu paylaşırlar. Permakültürün dünyanın dört bir tarafındaki pek çok örneği, doğal çiftlik sisteminin gerçekten evrensel olduğunu göstermektedir. Nemli, ılıman Japonya kadar kuru iklimlere de uygulanabilir. Ayrıca, dünyadaki permakültür hareketi Fukuoka için bir ilhamdır. Pek çok yıl neredeyse yalnız çalıştı. Hayatının çoğunda Japonya onun mesajına açık değildi. Kitaplarını kendi yayınlamak zorunda kaldı çünkü hiçbir yayıncı ana görüşten oldukça uzak olan birini ciddiye almıyordu. Deneyleri başarısızlıkla sonuçlandığında, diğer köylüler onunla alay ettiler. 1980′lerin ortalarında Olympia, Vaşington’daki Permakültür Konferansına geldi ve Bill Mollison ile buluştu. Konferansta neredeyse bin kişi vardı. Buluştuğu benzer düşünceli insanların sayısı ve içtenliğiyle etkilendi ve cesaretlendi. Gezegeni kurtarmaya yardım etmek için çalışan, parlak, enerjik insanlar ağını yarattığı için Bill Mollison’a teşekkür etti. “Şu anda,” dedi, “hayatımda ilk defa gelecek için umutluyum.”

Permakültür Fukuoka’dan pek çok şey edindi. Yabani bitkiler gibi sebzeler yetiştirme, ziraat içermeyen aralıksız tahıl yetiştirme gibi tarımsal tekniklerin yanında, pratik stratejiler planlamak için ayrıca önemli bir yeni yaklaşım öğrendi. En önemlisi, doğal çiftçilik felsefesi permakültüre daha önceki ilkelerde eksik olan gerçekten ruhsal bir temel verdi.

Fukuoka doğal çiftçiliğin kişinin ruhsal sağlığından kaynaklığına inanır. Toprağın iyileşmesini ve insan ruhunun arınmasını tek bir süreç sayar, ve bu sürecin yer alabileceği bir yaşam tarzı ve çiftçilik tarzı önerir. “Doğal çiftçilik yalnızca ürün yetiştirmek değildir. İnsanın işlenmesi ve mükemmelleşmesi içindir.”
İlk olarak permaculture.com adresinde yayınlanmıştır. copyright 2003, Larry Korn.

Çeviri: Elfun K.

http://yabanil.net/?p=256

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-11-2008, 13:54   #25
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Kalıcı Perma Kültür Kursu

Antalya'da 20 -29 Mart tarihleri arasında ekolojik çifliklerin planlanması,yapılandırılması ve işletilmesi konusunda Halk Permakültür Üniversitesinin müdürü Steve Read eğitim vermek için Türkiye'de 72 saatlik bir kurs düzenleyecek...

Katılımcılara ekolojik bir çifliğin projelendirilmesi konusunda verilecek ayrıntılı ve uygulamalı eğitim sonrasında Halk Perma Kütür Üniversitesi tarafından bir sertifika verilecek.

Yunus Emre Çifliğinde kurulacak kampta,vejeteryan yemekleri ve isteyenlere satyanda yoga dersleri verilecek...

kurs ücreti: 10 günlük:400 ytl(ücret konusunda danışabirsiniz)

iletişim

Funda Koyuncu

tel: 0537 288 96 88

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-11-2008, 14:03   #26
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
WEDIG’lerin, dünyanın bu köşesinde yaşamaya karar vermelerinin ana nedeni, permakültür uygulayabilecekleri bir hektarlık alanla tesadüf eseri, ama doğru zamanda karşılaşmalarıydı. Hayalleri, permakültür ilkelerini, bu alanda zor toprak koşullarına rağmen hayata geçirmekti. Buraya ilk geldiklerinde, “orman bahçe” planlarını duyan komşuları onlarla, “Bu kumlu toprakta bir şey bitmez” diyerek dalga geçmişlerdi.

Permakültür, 1970’li yıllarda, iki Avustralyalı’nın yaşam felsefesini de kapsayan bir tarım anlayışı olarak gelişti. Bill Mollison ve David Holmgren permakültür üzerine yazdıkları ilk kitap yayınlandığında, okurlardan gelen olumlu tepkilere ve genel ilgiye çok şaşırmışlardı. Permakültür tanımları aslında Fukuoka’nın The One Straw Revolution adlı eseri üzerine kuruluydu: Doğaya karşı değil, doğayla çalışan bir tarım kültrünün benimsenmesi. Burada, doğa korumaya önce yakın çevremizden, yani yaşadığımız ev ve bahçeden başlamamız gerektiği mesajı veriliyordu.

Permakültür dört temel prensibe dayanıyor:

• Toprağın sürülmemesi. Toprağı sürmek, burada yaşayan canlılara zarar veren en önemli unsurlardan biri.

• Kimyasal gübrelerin kullanılmaması. Bunun yerine, toprağı oluşturan bitki ve hayvanların toprağı üretmelerini sağlamak.

• Yararsız otların sürülerek veya kimyasal ilaçlarla ayıklanmaması. Yararsız otların kullanılması; doğal yollarla kontrol altına alınması veya ara sıra kesilmesi.

• Herhangi bir kimyasal maddeye bağımlı olmamak. Özellikle böcekler, hastalıklar ve yararsız otların kendi kontrol mekanizmaları vardır. Bırakın bu mekanizmalar çalışsın, siz sadece yardımcı olun.

Bu prensipler az enerji gerektiren ve hatta gerekli enerjiyi kendi kendine üreten bir sistemi sağlıyor. Permakültür, tüm canlı varlıklar için sürdürülebilirliği olan; bütünleyici ancak, sürekli değişen sistemini ayakta tutmayı amaçlıyor. Permakültür İngilizce’de ‘permanent’(sürekli/süregelen) ve ‘agriculture’ (tarım) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Temelinde, ekolojinin prensipleri ve enerji akışlarının etkin şekilde kullanıldığı bir arazi planlaması yatıyor.

Permakültürde, uygulanacak tüm alan bölgelere göre algılanıyor ve doğal geçişlerle ayırılıyor. Bu, araziyi farklı bitki ve hayvanların ziyaret ihtiyacına göre tasarlamayı kolaylaştıran bir çalışma. Swalmana’da, Wedig’lerin evi ve en çok kullanışı olan yakın çevresi birinci bölgede yer alırken, evden uzaklaştıkça ve arazilerinin dışında yer alan ormana yaklaştıkça dördüncü bölgeye geçiliyor.

Bahçede, yerdeki çim dışında her şey, bu sıcakta bile yeşil kalabilmeyi becermiş. Başlangıçta birbirlerinin gölgeleri altına ekilmiş sebzeleri, rengarenk çiçekler ve meyve ağaçları arasında fark etmiyoruz. Her çocuğun hayali (ve içimizdeki çocuğun da!) salıncak ve çeşitli yerlere gizlenmiş ufak heykelciklerle burası, sebze bahçesinden çok bir botanik bahçesini andırıyor. Minik domates serasının arkasından kaz sesleri geliyor. Bir kaçını tilkiler alıp götürmüş geçen kış.

Bahçedeki ekili alan, toprağı korumak ve daima verimli bir toprak sağlamak amacıyla, malç (mulch) denilen bir tabakayla kaplı. Malç, bitkilerin köklerini sıcaktan korumak ve yararsız otları önlemek amacıyla yere serilen kuru ot ve yapraklardan oluşuyor. Wedig’leirn bahçesini kaplayan malç, 3. ve 4. bölgedeki yararsız otlar ve saman karışımından elde ediliyor. En az 5 cm. kalınlığında, toprağı örtecek şekilde yayılan malç tabakasını, daha sonra da gazete ve kartonlarla kaplamak gerekiyor. Bu toprağın nemini kaybetmesini önleyerek dekompozisyonu hızlandırıyor; ayrıca istenmeyen otlar, gazete ve karton tabakasına takılarak büyüyemiyor. Malç permakültürün “kutsal suyu” sayılabilir. Wedig’ler, komşularının “başa çıkamayacaklarını” düşündüğü toprağı malç sayesinde verimli hale getirmişler.

Permakültür toprağa ilk uygulanacağı zaman, gazete ve kartonlara küçük delikler açılarak patates ekilmesi gerekiyor. Patateslerin kök ağı toprağı derinden işlemeye yardımcı oluyor. Patates hasatından sonra, arazi herhangi bir ekime hazır duruma geliyor. Permakültür, monokültürün (büyük alanda tek tip ürün yetiştirme) aksine farklı bitki birliklerini de teşvik ediyor.

Wedig’ler, bahçe tasarımını, ürünlerin toprağı en etkin şekilde kullanmaları amacıyla yapmışlar. Örneğin, mısır ve fasulyeler yan yana ekilerek, hem kökleri toprak altında farklı yerleri işgal ediyor, hem de mısır, fasulyeye doğal bir değnek sağlıyor. Bitki birlikleri, güneşi de en iyi şekilde değerlendirmek için tasarlanmış:

“Orman bahçe”de, armut ve elma ağaçlarının gölgesini tercih eden çalılık ve küçük ağaçların altında otsu bitkiler yetişiyor. Ayrıca, birbirlerine mineral, azot dengesi gibi farklı yönlerden yardımcı olabilecek bitki birlikleri de göz önünde tutuluyor. Örneğin, sebze bahçesinde bitki kurtlarını engelleyen kadife çiçekleri ekiliyor.

Herald Wedig, bahçede gördüğümüz her şeyin ilginç bir öğrenme sürecini kapsadığını, sabır ve gözlemlemeyle pekiştiğini söylüyor.

Permakültür, Wedig’lerin yaptığı gibi, bir ailenin ve sevdiklerinin ihtiyaçlarını (buna bahçeyi bir çeşit doğa rezervi gibi kullanan yaban hayat da dahil) karşıladığı gibi, daha büyük tarım arazilerinde de uygulanabilen bir yöntem. Özellikle de Swalmen gibi zorlu toprak koşullarında ve tatlı su sorununun olduğu tüm bölgelerde permakültür prensiplerinin çok iyi işlediği görülüyor. Değişik ürün çeşitlerinde, birim başına elde edilen toplam verimin monokültür hasatlarına göre çok daha yüksek olduğu da ispatlanmış.

Diğer Yenilikçi Yöntemler

Ekolojik tarım deyince çoğumuzun aklına en basit, en katıksız tarım şekli geliyor.

Permakültürün yanı sıra, Hollanda’da daha yenilikçi bazı yöntemler de uygulanıyor. Hollanda’nın her yerinde görülebilen seralar bile, gün geçtikçe artan ekolojk sebze talebine ayak uydurmaya çabalıyor. Sera sahipleri bazı araştırma fonları sayesinde seralarını değiştiriyorlar. Örneğin, Rood van Schie çiftliğindeki salatalık ve biber seralarına belirli kuş türlerini salarak, uçan böcekleri kontrol altında tutuyor. Bir yandan da seralarına koyduğu bir örümcek türü sayesinde, diğer sürünen böcekleri ilaçlamaya ihtiyaç duymadan, verimli bir hasatı garantiliyor.

Bir diğer yenilikçi uygulama ise ekolojik tarım arazilerinde Coğrafik Bilgi Sistemlerinin (GIS) kullanımı. Hollanda’nın yüzde 60’ı denizden kazanılmış topraklar üzerine kurulu (polder’ler). Çok emek verilerek getirilen veya yaratılan bu değerli toprakların sağlığı ve sürdürülebilirliğini sağlamak için, 1980’lerde Hollanda hükümeti, ekolojik yöntem uygulayan çifçilerin buraya taşınmasını desteklemiş.

Jaap Korteweg gibi bu bölgede çalışan çiftçiler, GIS traktörleri kullanarak tarlalarında her zaman aynı tekerlek izlerinden geçmeyi hedefliyorlar. Bu sayede topraklarının sıkışmasını ve sürülmesini önlüyorlar. GIS kullanımının bir diğer avatajı ise detaylı şekilde hasat miktarını ölçerek, eksik olan gübrelemeyi sağlamak. Bütün bu yöntemler belki de tarımda uzay çağı çiftçiliğinin habercisi olabilir!

________________________________
http://www.bugday.org/article.php?ID=138

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-11-2008, 14:06   #27
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
II. Dünya Savaşı yıllarında, Montreal’de gıda kıtlığı baş gösterince, bir grup kentli, "kent bahçeciliği"ni başlatmış. Bu organizasyon zaman içinde gelişip gıda güvenliği ve kent içi eko-tarımcılığında uzmanlaşmış bir sivil harekete dönüşmüş. Adı; eko-insiyatif. Kentlilerin ve yerel grupların katılımıyla,kentin farklı bölgelerinde oluşturulan 14 eko-bahçe ağını organize ediyorlar. Amaç, kentlilerin temiz toprakla haşır neşir olmaları. Kendi eko-ürünlerini kendi uğraşlarıyla elde ediyor ve ortaklaşa tarımsal faaliyetleri yoluyla, kentli paylaşımını "doğal ve insani" çerçeveye oturtuyorlar.


MONTREAL'de 2000 yılında yaklaşık 11 bin kentlinin ortak çabalarıyla, onlarca ton ekolojik meyva ve sebze üretilmiş. Bu ürünün yarısı bahçelere emek verenlerin, geri kalan bölümüyse okul, hastane ve yerel organizasyonların mutfaklarında kullanılıyor. Meyve, sebze ve otların çeşidi 150'yi buluyor ve hepsi de orjinal ekolojik tohumlardan ekolojik yolla üretiliyor ve tohumlar "permakültür" felsefesine uygun olarak bir yıldan diğerine aktarılıyor.

Bahçelerde tam anlamıyla bir ekip çalışması yapılıyor. Çalışmalar bir "iş takvimi" oluşturularak eşit paylaşımla yürütülüyor: Toprak bakımı, kompost hazırlanması, gübreleme, bitkilerin bakımı, zararlılarla mücadele, ürünlerin zamanı geldiğinde toplanıp sepetlere ayrılması ve dağıtım. Finansal desteği Quebec ve Kanada Çevre Bakanlıkları (Eyalet ve Devlet Bakanlığı) ile belediyenin eko-mahalle birimleri sağlıyor.

Kuzey Amerika'da su, yılın önemli bir bölümü soğuk olduğundan bitkilerde şok etkisi yapmasını önlemek için, bahçelerde "sarnıçlar" oluşturularak, suyun ılınması sağlanıyor ve tarımda sulama için, ilkbahar ve sonbaharda bu su kullanılıyor.

Eko-bahçede zararlılarla mücadele de ekolojik yolla olduğundan, bazı pratik uygulamalar yapılıyor. Örneğin soğan, sarımsak ailesi zararlı böcekleri uzaklaştırmakta başarılılar, bu nedenle sebze, meyve, ot tarhlarının her birine ayrı ayrı soğan, sarımsak ekiliyor.

Başka bir zararlı tuzağı da, tarhların belli yerlerine açılan küçük çukurlara, kuru maya ile şeker karışımı yerleştirilmesi. Nane yaprakları da, yapraklı sebzelere (ıspanak-lahana gibi) serpilerek, bu sebzelere dadanan solucanların uzaklaşması sağlanıyor.

Önce temiz toprak...

Bir süredir kent Ekoloji Merkezi'nin düzenlediği "Eko-bahçecilik ve permakültür" atölye çalışmalarına katılıyorum. Atölyeyi eko-insiyatif koordinatörü Martha Stiegman yönetiyor. Çalışmaların bir kısmı merkezin toplantı salonunda "teorik" olarak, bir kısmı da "ortak bahçeler" de (community gardens) "pratik" olarak, açık havada yapılıyor. Atölyeye biraz ilgi duyarak başlayanlar, bir süre sonra Martha'nın dinamik ve inançlı öğretisi sayesinde tutkulu katılımcılara dönüşüyorlar.

"Sağlıklı bir toprak, yemek kaşığına bir milyondan fazla organizma taşır" diye başlıyor konuşmasına Martha ve devam ediyor:

"Bitkilerin kök ve gövdelerinde bulunan gizli şeker, havada ve toprak içinde yer alan partiküllerdeki mikroorganizma ve bakterileri kendine çeker. Bu ilişki, bitkinin kendi gıdasını kendi başına ve kendi gelişme koşullarının gerektirdiği ölçüde almasını sağlayarak doğal ritmini izler. Kimyasal gübre ve kimyasal verimlendiriciler bu ilişkiyi bozar. Sadece mikroorganizma ve bakterilerin bitkiye geçişini bozmaz, onları kısa zamanda yok eder. Bitki doğal koşullarında hangi elemanı hangi ölçüde ve ne zaman alacağını bilir. Ancak kimyasallar bitkinin yaşam bilgisini hiçe sayarak, onun yerine yapay kararlar verirler. Kimyasal gübreler, nitrojen, potasyum, fosfor ve azot yükleyerek bitkiyi şaşırtmak anlamına gelir. Ekolojik yolla yetişen meyve ve sebzelerin yapısında, sadece doğal NPFA elemanları değil, kalsiyum, magnezyum, manganez, çinko, demir ve bakır gibi elementler de çok yüksek miktarlarda bulunur. Böcek ve hayvan yaşamının ekolojik dengede tartışılmaz bir rolü vardır. Toprak solucanları, kırmızı solucanlar, salyangozlar, kuşlar pek çok böcek türü, toprağı havalandırır ve onu yumuşak tutar. Toprağa ekim yapmadan önce onu hazırlamak, ekolojik kompostla desteklemek ve en önemlisi bu zengin toprak katmanını 15-16 santimden fazla tersyüz etmemek gerekir."

Dost ve düşman sebzeler

"Bir bitki, iki yıl üstüste asla aynı yere dikmemeli" diye sürdürüyor Martha konuşmasını. "Nedeni basit; bitki hastalığını önlemek, bitkiye zarar verebilecek böcek ve mantarların aynı yere dadanmalarının önüne geçmek. İkinci bir nedense, aynı bitki, topraktan aynı yaşamsal madenleri çekeceği için, bulunduğu toprağı fakirleştirmesidir. Aynı aileden olan bitkilerin gruplandırılarak ekilmeleri çok iyi sonuçlar veriyor. Aralarında yaşamsal işbirliği ve destek oluşturuyorlar. Bazı bitkilerse birlikte ekildikleri zaman, birbirlerine yaşam şansı tanımıyorlar, o yüzden hangi bitkinin hangisiyle 'dost' olduğunu baştan bilmekte yarar var.

Permakültür elbette "dost ve düşman bitkiler tablosu" dışında pek çok bilgiyi içeriyor. Her şeyden önce permakültürün artık sadece bir 'tarım tarzı' değil, bütünü oluşturan bir yaşam felsefesi olduğunu öğrendim. Herhangi bir habitatın kendi doğal kaynaklarının tanınması ve ekoçeşitlilikle birlikte yaşayan bir sistem permakültür; bitki, hayvan, böcek, kuş ve insanların tüm doğal döngülerle yaşamını sürdürmesi…

Ekolojik tarım da böylece permakültür felsefesi içinde yer alıyor.

Permakültür felsefesi, ekolojik sisteme uygun, çeşitliliğe ve uyuma dayalı, ayın konumlarını izleyen bir tarımın yanısıra, enerji, barınak/mimari ve etik, her şeyi kapsıyor.

Bu felsefeyi yaşama tam anlamıyla geçirdiğimizde, belki o zaman toprağı temizlemek ve arındırmak için 'ayçiçeği' ekilmesi gerektiği gibi bir bilgiye de ihtiyacımız kalmayacak.

http://www.bugday.org/article.php?ID=22

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 19-11-2008, 14:19   #28
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 13-04-2006
Şehir: Ankara
Mesajlar: 9,100
Galeri: 25
Ekoköylerin oluşmasına neden olan faktörler arasında, dayanışma üzerine kurulu sosyal/kültürel yapıların çökmesi ve yerküremizde giderek çoğalan zararlı çevre uygulamaları sayılabilir.

Ekoköyler, kendi kendine yeten, tatmin edici bir yaşam tarzı sürdürmeyi isteyen, birbiriyle, tüm canlılarla ve yerküreyle uyum halinde yaşamaya çalışan, kentli veya kırsal toplum insanlarından oluşur. Ekoköyler, dayanışma prensibine dayalı sosyal çevre ile sade bir yaşam tarzını birleştirmeye çalışır. Bunu gerçekleştirmek için, ekolojik tasarım, permakültür, ekolojik mimari, yeşil üretim, alternatif enerji, toplum oluşturma uygulamaları ve benzeri birçok yöntemden yararlanılır.

Tipik bir ekoköyde üç boyutun çeşitlemeleri görülür:

· Sosyal / toplumsal

· Ekolojik

· Kültürel / ruhsal

Topluluk - Ekoköyün Sosyal Boyutu

Ekoköy toplumlarında yaşayan insanlar çevrelerindekilerden destek alıp, onlara karşı sorumluluk hissederler. Bu insanlara derin bir 'ait olma' duygusu verir. Yeterince küçük topluluklar olduklarından, herkes kendini güçlü, görülür ve duyulur hisseder. Bu sayede insanlar, gerek kendi hayatlarını gerekse içinde yaşadıkları topluluğu etkileyen kararlara şeffaf bir şekilde katılma yetkisine sahip olurlar.

Topluluk ne demektir:

· Başkalarını farketme ve onlarla iletişim kurma

· Ortak kaynakları paylaşma ve karşılıklı yardımlaşma

· Bütüncül ve koruyucu sağlık yöntemlerini vurgulama

· Tüm fertlere anlamlı bir iş ve geçim imkanı sağlama

· Uçtaki, azınlık grupları birleştirme

· Bitmeyen bir eğitim sürecini öne çıkartma

· Farklılıklara saygı göstererek birliği teşvik etme

· Kültürel ifade şekilleri geliştirme

Ekoköyün Ekolojik Boyutu

Ekoköyler insanlara canlı doğa ile ruhsal bağlarını yaşama fırsatı verir. İnsanlar hergün toprak, su, rüzgar, bitkiler ve hayvanlarla içiçe olurlar. Yiyecek, giysi, barınma gibi günlük ihtiyaçlarını sağlarken, doğanın döngülerine saygılı olurlar.

Ekoloji ne demektir?:

· Mümkün olduğunca topluluğun bio-alanı içinde yiyecek yetiştirmek

· Bu alan içinde organik yiyecek üretimini desteklemek

· Evleri yerel malzemelerden yapmak

· Köy-bazlı, yenilenebilen enerji sistemlerini birleştirerek kullanmak

· Biyolojik çeşitliliği korumak

· Ekolojik iş prensiplerine sadık kalmak

· Ekoköyde kullanılan tüm ürünlerin yaşam sürecini sosyal, ruhsal ve ekolojik açıdan değerlendirmek

· Düzgün enerji ve atık yönetimi ile toprak, su ve havayı temiz tutmak

· Doğayı korumak ve vahşi doğa alanlarını muhafaza etmek

RUHSALLIK

Ekoköylerin Kültürel / Ruhsal Boyutu

Ekoköyler doğal alemle bütünleşme olgusu verir. İnsan hayatının ve doğanın, makrokozmosun birer parçası olduğu prensibi benimsenir.

Bazı köyler, açıkça tanımlanmış bir ruhsal yol izlerse de, birçoğu ruhsal uygulamalara ağırlık vermez. Ancak, doğanın döngülerini izleyerek, yerküreye ve üzerindeki tüm canlılara saygı duyarak, insanla doğanın ve evrenin bağlarının bilinçli olarak farkına varılır.

Ruhsallık ne demektir?

· Değişik kültürlerde ve yerlerde ruhsallığın birçok şekilde ortaya çıktığının bilincinde olup, buna saygı göstermek

· 'Ait olma' neşesini, çeşitli ayinler ve kutlamalarla yaşatmak

· Evrenle bağların ve bütünleşmenin ifadesi olarak yaratıcılığı ve sanatı vurgulamak

Genel Bilgiler

Binlerce yıldır, insanlar doğa ile içiçe ve sosyal dayanışma üzerine kurulu topluluklar halinde yaşamıştır. Bu topluluklardan birçoğu, ekoköyler, günümüze kadar gelmiş olup ayakta kalma mücadelesi vermektedirler.

Dünya üzerinde eskiden kalma yerel bazlı yerleşimlerin kalmadığı yerlerde, ekoköyler bilinçli olarak kurulmaktadır. Bu sayede, insanlar yeniden doğa ile içiçe topluluklar oluşturarak, tüm canlıların gelecekte de sağlıklı bir şekilde varolmasını hedefleyen bir yaşam tarzı seçerler. Günümüz dünyasının ana sorunu, büyümenin sınırlarına gelmiş olmamız ve yaşamlarımızda sosyal ve ruhsal boyutun eksikliğini hissetmemizdir. Birçok bilim adamına göre, eğer insan bir canlı türü olarak varolmayı sürdürecekse mutlaka zarar vermeyen, ve sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimsemek zorundadır. 2000 yılında, BM temsilcileri, 850 uzman ve 30 çevreci kuruluşun görüşleri alınarak hazırlanan Birleşmiş Milletler raporunda, "mevcut sistemin sürdürelemez olduğu ve değişimi geciktirmenin artık bir seçenek bile olmadığı" sonucuna varılmıştır.

Ekoköyler, başarıyla sürdürülebilir bir yaşam tarzı yaratmak için uğraşarak, derhal neler yapılacağının canlı modellerini oluşturmaktadırlar. Sosyal, ekolojik ve ruhsal çöküntü ile mücadele etmenin etkili ve uygulanabilir yolunu temsil etmekte ve bize 21.yüzyılda çevremize zarar vermeden yaşamanın yolunu göstermektedirler. 1998de, Birleşmiş Milletlerin 'En İyi 100 Uygulama' listesi arasında, ekoköyler en mükemmel ve zararsız yaşam modelleri olarak yer aldılar.

http://www.webnaturel.com/index.asp?...ayrintiid=1512

denizakvaryumu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 21-12-2008, 11:09   #29
Yeni Üye
 
Giriş Tarihi: 20-12-2008
Şehir: ankara
Mesajlar: 2
Merhaba
Sürüdürülebilir yaşam için ipuçları derlemesi olan bir wiki oluşturuyorum. Adresi
rasthayat.pbwiki.com.
Sitede bulunan konulardan önemli gördüklerim

Toprak dolu çuvallardan ev yapımı
Yağmur suyu hasadı
Kireç hakkında

Siteye katkıda bulunmak isteyenleri bekliyorum.

rasthayat Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 01-01-2009, 21:50   #30
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 22-10-2008
Şehir: Ankara
Mesajlar: 51
Merhaba rasthayat, (ben Ceyhan),

Kurduğun site bence çok iyi bir başlangıç. Kardesbitkiler blogspot'ta oraya bir link vermek istiyorum ama bir türlü zaman bulamadım. Birkaç hafta sonra işlerim biraz azalıyor, o zaman içerik katkısı da vermek isterim.

CeyhanT Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 03:36.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2017