agaclar.net

Geri Dön   agaclar.net > Üretim, Bakım, Düzenleme, Temel Malzemeler > Temel Konular (Toprak, Gübre, Tohum, Sulama)
(https)




Reklam


Beğeni Düzeni265Beğeniler

Cevapla
 
Bookmark and Share Dış Bağlantılar Konu Araçları Mod Seç
Eski 25-08-2010, 16:14   #121
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Fermentatif içecekler ve yiyecekler neden hava almadığı sürece bozulmuyor ya da kötü koku oluşmuyor. Bir önceki mesajda sözü edilen antagonistik ilişkinin en güzel örneği laktik asit bakterileridir. Yani bu tür içecek ve yiyeceklerde bozulma olmaması ve kokmamasının sırrı laktik asit bakterilerinde.

Laktik Asit Bakterileri

Mikrobiyoloji bilim dalının doğuşu ile birlikte, gıda endüstrisinde ekonomik öneme sahip olarak bilinen laktik asit bakterileri ile ilgili çalışmalar da başlamıştır. İlk kez 19. yüzyıl sonlarında süt ve süt ürünlerinde fermantasyona yol açan bakteriler; laktik asit bakterileri olarak isimlendirilmiş ve daha sonraki yıllarda Lactobacillaceae familyası içinde sıınıflandırılmışlardır.

Axelsson’un 1993’de yapmış olduğu sınıflandırmaya göre; laktik asit bakterileri grubuna dahil birçok cins olduğu saptanmıştır. Bunların arasında gıda ile ilişkisi olan bakteri cinsleri ise; Carnobacterium, Enterococcus, Lactobacillus, Lactococcus, Leuconostoc, Oenococcus, Pediococcus, Streptococcus, Tetragenecoccus, Vagococcus ve Wiessella olarak bildirilmiştir.

Laktik asit bakterileri grubunda; karbonhidrat metabolizması sonucunda şekeri parçalayıp son ürün olarak laktik asit oluşturan başlıca genuslar (suşlar) arasında Lactobacillus, Leuconostoc, Lactococcus, Pediococcus ve Enterococcus yer almaktadır.

Bazı laktik asit bakteri genuslarına (suşlarına) ait mikroskopik görüntüler aşağıdadır.

Name:  laktik_sait_bakterileri.JPG
Views: 30157
Size:  60.0 KB


Laktik asit bakterileri, morfolojik (biçimsel) açıdan değişken özellik göstermektedirler. Kok veya kısa-uzun çubuktan oluşan farklı uzunlukta zincir şeklinde bulunurlar. Morfolojik açıdan değişken özellik gösteren familya üyeleri fizyolojik açıdan oldukça benzer özellikler göstermektedirler. Tüm üyeler; gram-pozitif ve katalaz-negatif reaksiyon verirler (düşük oranda şeker ihtiva eden ortamda pseudokatalaza sahip suşlar görülebilir). Fakültatif anaerobiktirler. Sporolactobacillus imilinus türü hariç hiçbiri spor oluşturmaz. Bazı istisnalar hariç hareketsizdirler. Pediococcus cinsi hariç hepsi tek düzlemde bölünürler. Laktik asit bakterileri, Gram- pozitif bakteriler içerisinde en düşük düzeyde guanin-sitozin (G+C) oranına sahiptir.

Laktik asit bakterileri; mutlak fermentatiftirler ve asıl fermantasyon ürünü olarak laktik asit üretmektedirler. Laktik asit bakterileri; su ve toprakta hemen hemen hiç bulunmazlar. Doğal ortamları süt ve süt ürünleri, fermente gıdalar, taze veya çürümüş bitkiler, insan ve hayvanların bağırsak mukoza içerikleridir.

Çeşitli gıdalarda doğal olarak bulunan ve başlangıç kültür olarak kullanılan birçok laktik asit bakterisinin, gıdayı bozucu mikroorganizmalar veya gıda kaynaklı patojenleri ihtiva eden bir grup mikoorganizmaya karşı antagonistik aktivite gösterdiği de bilinmektedir. Laktik asit bakterilerinin diğer mikroorganizmalara karşı gösterdiği bu antagonistik aktivite farklı mekanizmalar ile gerçekleşmektedir. Bunlar:


1. Laktik asit bakterilerinin karbonhidrat kaynaklarını fermente etmeleri sonucu; laktik asit ve asetik asit gibi organik asitler üretilmekte ve ortamın pH’sı düşmektedir. Gıdalarda bulunan birçok mikroorganizma, bu üretilen organik asitlere karşı hassastır ve sonuçta laktik asit bakterilerinin düşürdüğü pH’yı da tolere edememektedirler.

2. Laktik asit bakterileri tarafından aerobik gelişme esnasında üretilen hidrojen peroksit (H2O2), birçok mikroorganizma üzerinde inhibitör (gelişmesini durduran, yavaşlatan) etki gösterebilmektedir.

3. Laktik asit bakterileri tarafından üretilen ve “bakteriyosin veya bakteriyosin benzeri metabolitler” olarak isimlendirilen antimikrobiyal karakterli proteinler, özellikle üretici bakteriye yakın ilişkili bakteriler üzerinde bakteriyosidal (öldürücü) aktivite göstermektedirler.

4. Laktik asit bakterileri tarafından üretilen, diasetil, alkol ve CO2 gibi metabolitler de, bazı mikroorganizmalar üzerinde inhibitör etki gösterebilmektedir.

Tüm bu bileşenlerin ayrı ayrı inhibitör etkide bulunabilmesine rağmen laktik asit bakterilerinin diğer mikroorganizmalara karşı antagonistik etkisi, bunların yalnızca birisine bağlı olmayıp, aksine bunların kombinasyonu sonucu ortaya çıkmaktadır.

Laktik asit bakterileri, fermentasyon esnasında glukozun parçalanması sonucu oluşan ürünlerin miktarına ve cinsine göre iki ana gruba ayrılmaktadır: Homofermentatif ve heterofermentatif laktik asit bakterileri.

Homofermentatif laktik asit bakterileri; fermentasyon sonucunda sadece laktik asit (C6H12O6 → 2(CH3-CHOH-COOH) oluştururken, heterofermentatif laktik asit bakterileri; laktik asitin yanında yüksek oranda etanol, asetik asit, gliserol, mannitol ve fruktoz da oluştururlar.

Not: Yukarıdaki döküman, Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyoloji Anabilim Dalı öğrencilerinden, Pelin DOĞAN tarafından hazırlanan, Pediococcus acidilactici PBF SUŞUNDA BAKTERİYOSİN ÜRETİMİNDEN SORUMLU GENİN AKTARIMI isimli makaleden alınmıştır.

Ayazkızı ve pria beğendi.

Düzenleyen acemi_caylak : 25-08-2010 saat 17:02
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-08-2010, 21:54   #122
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Azot Döngüsü - 1

Azot döngüsü ile ilgili hemen herkesin biraz bilgisi vardır. Ancak yine de özet bir bilgi bu başlık altında bir bütün halinde bulunsun istedim. Çünkü denitrifikasyon sonucu oluşan kayıplar ve bunun atmosferdeki ozon tabakasına etkisi ile topraklarda ve sulardaki nitrat birikiminin zararlarını görünce oturup bir kez daha düşünmek gerekiyor.

Yazı tamamen Prof.Dr.Koray Haktanır-Doç.Dr.Sevinç Arcak'ın Toprak Byolojisinin Konusu, Önemi ve Gelişimi kitabından alıntıdır. Sadece kısaltılmış ve bazı kısa eklemeler yapılmıştır. (Bu kitap bu işle ciddi ilginenlerin elinin altında sürekli bulunması gereken bir kitap. Bir çok üniversitenin Ziraat Fakültesi bu kitabı referans alıyor.)

Azot Döngüsü

Canlıların yapı taşını oluşturan aminoasit, proteinler ile nükleik asit, hormon ve vitaminlerin yapısına giren azot canlı yaşamı için temel elementlerdendir.
Bu yüzden bitkilerde dahil canlıların beslenmesi için azot en gerekli temel elemenlerden birisidir.

Ancak konumuzu ilgilendiren bitkiler ve mikroorganizmaların çoğu çoğu atmosferde serbest molekül (N=N) halinde bulunan azot gazından besin maddesi olarak yararlanamazlar. Ancak bazı özel mikroorganizma grupları serbest azot gazını redükte ederek (indirgeyerek) amonyak (NH3) formuna çevirir. Bu olay biyolojik azot fiksasyonudur. Bitkiler ise nitrat (NO3¯) ve amonyum (NH4) iyonları halindeki azotu kullanırlar. Azot, fosfor ve potasyum ile birlikte topraktan en fazla kaldırılan bitki besin elementi olup, bunlar içinde mikrobiyal transformasyona en duyarlı olan element azottur. Azot döngüsü nispeten az sayıda olay içermektedir. Bunlar mineralizasyon, fiksasyon, asimilasyon ve denitirifikasyondur. Mineralizasyon olayı esas olarak aminoasit formundaki organik azotun amonyak, nitrit ve nitrat şekillerine dönüşümünü tanımlamaktadır.

Azot, hem gaz halinde, hem de yıkanma ile kaybolan bitki besin elementlerinden biridir. Atmosferdeki azot gazının yukarıda tanımlanan çeşitli yollar ile toprağa katılması, bitki ve hayvan dokusuna girmesi, daha sonra bu dokuların ayrışması ile mineralize olması ve bu sırada kayıplara uğraması azot döngüsü içinde gerçekleşmektedir.

Kompleks N'lu bileşiklerin, ayrışma ve transformasyonlar sonucunda basit inorganik azot formlarına dönüşmesine mineralizasyon, bunun tersine olarak mineral azot formlarının canlı organizma dokularına alınarak karmaşık bileşikler içinde organik olarak tutulması olayına asimilasyon veya azot-immobilizasyonu adı verilmektedir.

Azot Mineralizasyonu

Organik azotlu bileşiklerin mikroorganizmalar tarafından ayrıştırılarak mineral formlarına dönüştürülmesi olayına azot mineralizasyonu adı verilmektedir. Bunun sonucunda iki ana ürün ortaya çıkmaktadır. Bunlar amonyum ve nitrat iyonlarıdır. Organik bileşiklerden amonyum iyonlarının türemesi olayı amonifikasyon olarak tanımlanır. Toprakta özel bakteri grupları tarafından amonyum iyonlarının kademeli olarak nitrit ve nitrat iyonlarına yükseltgenmesi olayı ise nitrifikasyon’dur. Toprakta amonifikasyon olayı karmaşık heterotrofik (besinini hazır organik formda dışarıdan alan) organizmaların karıştığı genel bir olay olmasına karşın, nitrifikasyon toprakta ototrof (besinini inorganik bileşiklerden kendisi üreten) nitelikli organizmalar tarafından yürütülmektedir.

Azot mineralizasyonu topraktaki azot döngüsünün çok önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Azotun çok büyük kısmı toprağın yüzey horizonlarında organik bileşikler halinde bulunmaktadır. Toprak organik fraksiyonundaki azotlu bileşiklerin kimyasal bileşimi tam olarak anlaşılmış değildir. Toprak organik madde ekstraktları veya hidroliz çözeltilerinde esas olarak amino asitler ile birleşik durumda bulunduğu anlaşılmaktadır. Nükleik asitlerden türemiş pürin ve pirimidin bazları ile az miktarda serbest amino asit, glikozamin ve galaktozamin gibi amino şekerler ve humus yapısına bağlı amino asitler, organik azot fraksiyonlarının esasını oluşturmaktadır.

Organik azot ile organik karbon mineralizasyonu birbiri ile ilişkilidir. İşlenmeyen topraklarda iki elementin mineralizasyonu pararalellik gösterir. Bu gibi ortamlarda Karbon (C) mineralizasyonu sonucu oluşan karbondioksit ile oluşan inorganik-azot arasında yaklaşık 7-15/1 gibi bir oran gözlenmektedir. Bu nedenle toprağa katılan organik kalıntılardaki C/N oranları mineralizasyon hızı ve olayları üzerinde etkili olmaktadır. Tarımsal deneyler, % 1.8 düzeyinde azot içeren organik maddenin toprağa katılması durumunda toprakta net bir mineral azot girdisi veya kaybı olmadığını, organik maddelerin % 1.2'den daha az azot içermesi durumunda ise topraktaki inorganik-azot rezervinin hızla azaldığını göstermektedir.

Karbon kapsamı yaklaşık % 40 olan doğal materyalde bu N düzeyleri, 20/1 ile 30/1 düzeylerindeki C/N oranları ile ilgilidir. Şayet organik maddenin C/N oranı 30/1'den daha geniş ise net immobilizasyon, 20/1'den daha dar ise net mineralizasyon gerçekleşmektedir. Kritik C/N oranı 20/1 olan kavram, kuzey yarıküredeki ılıman işlenir topraklar için ortaya konmuştur. Bu gibi topraklar C/N oranı yalnızca 20/1 'den az olan organik kalıntıların mineralizasyonu ve gelişme döneminin başlangıcında bitkiye yarayışlı azot formlarının ortaya çıktığı ortamlar olarak tanımlanmalıdır.

Bu yaklaşım diğer her türlü ortam için kritik bir oran olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin, orman ekosistemlerinde yaprak döküntülerinin C/N oranları kritik orandan (20/1) çok daha geniştir, buna karşılık verimli bir orman sisteminde her yıl tonlarca organik madde mineralize olabilmektedir. Bu nedenle yalnızca C/N oranı değil, bunun yanında toprağa katılan organik kalıntıların kimyasal yapısının da önemli olduğu vurgulanmaktadır. Ligninleşmiş maddelerin ayrışmak için gereksindiği azot miktarı bir çok sukulent dokudan (kaktus ve sukulent gibi bitkilerin dokuları) daha azdır. Odun dokusunu ayrıştıran mantarların, kendi misellerinin otolizi (kendliğinden parçalanmak) ile açığa çıkan azotu biriktirebilme ve bu azotu ayrıştırma sırasında kullanabildiği anlaşılmıştır. Bu nedenle ligninleşmiş dokuların düşük C/N oranlarına karşın ayrışmanın gerçekleşmesi mümkün olmaktadır.

Topraktaki Organik Azot Formları

Topraktaki organik azotun yalnızca bir kısmının protein olduğu bilinmektedir. Ancak bu fraksiyon, olası canlı hücre proteinini kapsamakta ve bitki gelişmesi için bir kaynak oluşturması bakımından çok önemli bulunmaktadır. Proteinler ve amino şekerlerin ayrışmasından serbest kalan amonyum iyonlarının bir kısmı kinonlar ve polifenoller ile birleşmekte ve oluşan bu ürünlerin mikrobiyal ayrışmaya karşı çok dirençli olduğu bilinmektedir. Bu tür reaksiyonlar topraklara gübre olarak amonyum bileşikleri uygulandığında da ortaya çıkmakta ve çoğunluk amonyum fiksasyonu olarak tanımlanmaktadır. Ayrışma olayları sırasında açığa çıkan amino asitler de kinonlar ile birleşebilir, böylece nispeten dirençli hümik asit polimerleri oluşur. Topraktaki toplam azotun % 50’ sine yakın kısmının kimyasal yapısı çok iyi anlaşılmamış olmakla birlikte, % 20 ile 40 düzeyinde amino asitlere ve % 5-10 düzeyinde de amino şekerlere bağlı olduğu bilinmektedir. Toprak organik maddesinin çok küçük bir kısmı herhangi bir zamanda gerçekleşen mineralizasyon-immobilizasyon döngüsüne katılmaktadır. Topraklara giren organik madde kütlesi kısmen ayrışmakta, daha ileri düzeyde mikrobiyal etkiye karşı dirençli kısımlar humusu oluşturmak üzere karmaşık reaksiyonlara girmektedir.

Ayazkızı beğendi.
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-08-2010, 22:20   #123
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Azot Döngüsü - 2

Amonifikasyon

Toprağa katılan organik azotlu formlar, proteinlerdeki amino-N nükleik asitlerdeki heterosiklik-N bileşikleri olup; azotu bağlı bulunduğu bu formlardan açığa çıkaran topraktaki heterotrof mikroorganizmalardır.

Bu bakteriler içinde, gram negatif ve pozitif kısa çubuk bakterileri, Arthrobacter spp., gram pozitif kokkoid çubuklar, koklar, spor oluşturmayan uzun çubuk bakteriler, Bacillus spp. gözlenmektedir. Bu ayrışma sürecinde gerçekleşen ilk olay protein çözünmesi (proteolisis) olup sonuçta amino-N formları açığa çıkmaktadır. Bu nedenle olay aynı zamanda aminizasyon olarak da tanımlanmaktadır. Amino-N çok değişik bakteri grupları tarafından amonyağa indirgenir.

Amonyağın açığa çıkmasına neden olan bu olay amonifikasyon olarak tanımlanır. Mikroorganizmalar bu işlevi salgıladıkları hücre dışı proteolitik enzimler (proteaz enzimleri) ile gerçekleştirirler. Amonifikasyon olayı oksidatif süreçlerin yer aldığı bir çevrimdir. Oksijensiz koşullarda ise çürüme ve kokuşmadan kaynaklanan indirgen ürünler ortaya çıkar. Amonifikasyon sürecinin havalı koşullarda ortaya çıkardığı son ürünler CO2, NH2, H2O ve SO2 olup anaerob kokuşma koşullarında kötü kokulu merkaptanlar (kükürtlü organik bileşikler), H2S, CO2, RNH2 ve RCOOH gibi tam mineralize olmamış ürünler belirir.

Değişik topraklarda yapılan populasyon çalışmaları, her bir gram toprakta yaklaşık 100.000 ile 10.000.000 adet amonifikasyon yapan mikroorganizma varlığını göstermektedir. Bu organizmalar içinde bakterilerden Arthrobacter, Pseudomonas, Bacillus, Clostridium, Serratia Micrococcus, mantarlardan Alternaria, Aspergillus, Mucor, Penicillumve Rhizopus sayılabilir. Mantarlar hücre sentezinde bakterilerden daha fazla azot özümlediğinden daha az amonyak çıkarırlar.

Amonifikasyon sonucu oluşan amonyak toprak çözeltisinde çözünerek form değiştirir. Atmosfer ve toprak solunumundan türeyen CO2' in toprak suyunda çözünmesinden meydana gelen karbonik asit de amonyum iyonlarının oluşumunda etken olmaktadır.

Ancak azot mineralizasyonunda amonfikasyon sonucu oluşan amonyağın tümü toprak sisteminde tutulamaz. Özellikle ortam pH koşullarına da bağlı olarak topraktan NH3 (amonyak) gazı halinde atmosfere geçer.

Bu olay toprakta ortaya çıkan azot kayıplarından yalnızca biridir.

Nitrifikasyon

Mineralizasyon sürecinin ilk son ürünü olan amonyum iyonlarının, topraktaki özel mikroorganizma grupları tarafından kademeli olarak yükseltgenerek nitrat iyonlarına çevrilmesi nitrifikasyon süreci olarak tanımlanır. Bu olay oksijene gereksinim duyan bir reaksiyondur.

Biyolojik nitrifikasyondan başka, fotokimyasal (ışık enerjisi etkisi ile) oluşan nitrifikasyon süreçleri varsa da, toprakta oluşan biyolojik süreçlerin yanında önemsiz sayılabilir. Biyolojik nitrifikasyon işlemini zorunlu ototrof bakteri grupları yürütmektedir.

Name:  nitrobacter_1.gif
Views: 14971
Size:  20.2 KB

Name:  nitrobacter_2.gif
Views: 12518
Size:  20.1 KB

Amonyumun nitrit iyonlarına çevriminden sorumlu toprak bakterileri şunlardır:
1. Elipsoid veya kısa çubuk bakterileri: Nitrosomonas

Name:  Nitrosomonas.jpg
Views: 20576
Size:  34.7 KB

Name:  nitrosomonas.gif
Views: 13199
Size:  14.7 KB

2. Küresel hücreli bakteriler: Nitrosococcus
3. Spiral şekilli hücreler: Nitrosospira
4. Pleomorfik bakteriler: Nitrosolobus

Oluşan nitrit iyonları mikroorganizma ve bitki gelişimi için toksik maddelerdir. Ancak ortam koşullarında derhal nitrat iyonlarına yükseltgenirler. Bu çevrimden sorumlu olan bakteriler:

Kısa çubuk bakteriler: Nitrobacter

Name:  nitrobacter3.gif
Views: 12035
Size:  33.6 KB

Nitrifikasyon süreci amonifikasyon ile kıyaslandığında çok daha özelleşmiş bir nitelik gösterir. Bu süreçte işlev gören bakteriler yalnızca obligat organizmalar olmakla kalmaz, aynı zamanda çevre koşullarına karşı oldukça yüksek duyarlılık gösterirler. Nitrifikasyon organizmaları organik-karbonu kullanamadıkları gibi, azot içermeyen diğer organik substratların oksidasyonundan enerji de sağlayamazlar, bu amaçla mutlaka azot içeren inorganik substratlar (NH4 +, NO2 -) kullanmak zorundadırlar. Özet olarak nitrifikasyon bakterileri karbon kaynağı olarak CO2 'i, enerji kaynağı olarak da inorganik azotlu bileşiklerin biyolojik oksidasyonunu kullanırlar.

Yüksek miktarda amonyak içeren organik gübreler, Nitrobacter'lerin aktivitelerini olumsuz etkileyebilir ve bir süre için ortamda bitkilere zararlı nitrit iyonları birikebilir.

Nitrifikasyon bakterileri ayrıca bitki köklerinden salgılanan bazı maddelere karşı oldukça duyarlıdır. Bu durum mikroorganizma sayı ve aktivitesince zengin olan bitki kök bölgesi (rizosfer)’nin bu olumlu etkisine karşın, kök gelişiminin yoğun olduğu çayır topraklarında, nitrifikasyonun neden zayıf olduğunu açıklamaktadır.
Nitrifikasyon bakterileri kuvvetli aerob olduklarından, reaksiyonlar mutlak oksijence zengin koşullarda gerçekleşmektedir. Bu nedenle su altında kalan veya drenaj sorunları bulunan topraklarda nitrifikasyon sınırlanmaktadır.

Ortam pH'sı diğer etkili bir çevre faktörü olup hafif asit, nötr veya hafif alkali koşullar nitrifikasyon için uygundur. pH'ın 6' nın altına düşmesi, nitrifikasyonu çok zayıflatır. Topraklarda kireçleme özellikle asit koşullarda nitrifikasyon sürecini çok olumlu etkilemektedir.

Nitrifikasyonun optimum sıcaklığı 24-29 °C arasındadır. Donma noktasına kadar olan düşük sıcaklıklarda zayıf bir nitrifikasyon saptanmasına rağmen 5 °C’ nin altında nitrat oluşumu hızla azalmaktadır. Ortam nemine de bağlı olmak üzere, yüksek sıcaklıklarda aktivite tekrar azalır, bunun için saptanan eşik değer 35 °C civarındadır. Genel toprak mikroorganizma aktivitesinde olduğu gibi, tarla kapasitesinin % 80'i düzeyinde nem miktarı nitrifikasyon için optimumdur. Solma noktası veya doygunluk koşullarına yaklaşıldığında nitrifikasyon yavaşlar. Toprağın nem düzeyi azaldıkça, oluşan nitrat miktarında azalma olmakla birlikte, bu koşullardaki nitrat üretimi saturasyon (doygunluk) koşullarındakinden fazla olmaktadır.

Topraklarda karbonatların ve diğer tampon maddelerin varlığı nitrifikasyonu olumlu etkilemektedir. Yetiştirilen bitki türünün de bu süreci etkilediği, kök salgılarının süreci yavaşlattığı bilinmektedir.

Toprağa ilave edilen bitki kalıntılarının C/N oranları, süreci etkilemekte ve C/N oranı dar organik maddelerin ilavesi nitrat oluşumunu hızlandırmaktadır.

İlkbaharda uygun toprak işleme redoks koşullarını olumlu etkilediğinden nitrifikasyon hızlanmaktadır.

Topraktaki kuruma ıslanma olaylarının da nitrat oluşumunu artırdığı ve bu artışın daimi benzer nem koşulları içeren topraklardaki nitrifikasyondan fazla olduğu gözlenmektedir. Yağış rejimi fazla olan bölgelerde, topraktaki nitratın yıkanması ve taban suyuna karışması fazla olmaktadır. Benzer şekilde nadasa bırakılmış alanlarda, yağışlı mevsimlerde, nitratlar drenaj suları ile topraktan kaybolmaktadır. Bu şekilde oluşan azot kayıpları, toprak azot bilançosundaki önemli negatif olaylardandır. Şayet topraklara uygulanan azotlu gübre dozları ve veriliş zamanları iyi ayarlanmıyorsa, nitrifikasyon kayıpları artacağından sularda nitrat birikmesi ile çevre sorunlarının ortaya çıkması olasıdır. Bu nedenle tarım sistemlerinde nitrifikasyonun kontrol altına alınması ve nitrifikasyon hızının azaltılması amacı ile topraklara nitrifikasyon inhibitörleri uygulaması dikkati çekmektedir. Bu amaçla tarımda piridin, primidin, tiazol ve azid türevleri ile bazı amidlerin kullanıldığı bilinmektedir. Bu maddelerin içinde en çok uygulama alanı bulan bileşik N-serve ticari adı ile tanınan 2 klor -6- (triklormetil) piridin (nitrapirin)'dir.

Nitrifikasyon oranı, tarla topraklarında çeşitli toksik maddeler tarafından azaltılabilmektedir. Amonyağın kendisi her iki grup bakteri için de toksiktir. Ancak Nitrobacter, Nitrosomonas grubundan daha duyarlıdır. Bundan dolayı toprakta yüksek düzeyde üre veya anhidrit amonyak oluştuğunda toprakta nitritler birikmeye başlar. Özellikle nötral veya alkalin topraklarda, soğuk iklim koşulları ile düşük katyon değişim kapasitesi koşullarında bu durum gözlenir.

Amonyağın nitrata çevrimi bir oksidasyon olayı olduğundan, çevrimin oranı bakterilerin oksijen sağlama koşullarına bağlıdır. Aşağıda verilen araştırma sonuçlarına göre, toprak havasındaki kısmi oksijen basıncı azaldıkça, nitrifikasyona uğrayan azot yüzdesi de azalmaktadır:

   
Havadaki % O2 20 11 4.5 2.1 1.0 0.4
Nitratlaşan % N 46 43 38 28 21 2

Genel olarak bütün tarla toprakları çok asit, çok soğuk veya çok fazla ıslak olmadıkça amonyumu nitrata oksitleyen bakterileri içerir. Nitrit iyonlarının nitrata oksidasyonu amonyumun oksidasyonundan daha hızlıdır. Bundan dolayı nitrit genellikle çok düşük konsantrasyonlarda bulunur. Topraklarda nitrifikasyon bakterilerinin sayıları çok düşüktür. Çoğunluk amonyum oksitleyicilerin sayısı, nitrit oksitleyicilerden çok daha fazladır. Bu sayısal özellik yanında nitrit oksitleyiciler amonyum oksitleyenlerden kurumaya karşı daha duyarlıdırlar, özellikle yarı-kurak bölge topraklarında toprak kuruması nitrifikasyon yapan bakterileri öldürmektedir. Böylece iklime bağlı olarak topraklarda bazen nitrit birikimi olabilmektedir.

İnorganik azot bileşikleri olan amonyum ve nitratlar, çeşitli yollar ile topraktan uzaklaşırlar. Bu olaylar şunlardır:

1. Bitkiler tarafından alım,
2. Mikroorganizmalar tarafından özümlenme (immobilizasyon),
3. Uçucu bileşikler şekline çevrilme ve atmosfere karışma,
4. Sızma suları ile topraktan yıkanma.


Toprak biyolojisi bakımından iki ve üçüncü maddeler önemli olmakla birlikte, azotun genel çevrimi bakımından en önemli mikrobiyolojik etki, mineral azotlu bileşiklerin uçucu formlara çevrilmesi şeklindeki kaybıdır. Amonyum, amonyak şeklinde atmosfere kaçabilir, ancak bu yalnızca alkali koşullarda meydana gelir. Azotun gaz bileşikler halinde kaybının en önemli kaynağı ise denitrifikasyondur.

acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-08-2010, 22:36   #124
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Azot Döngüsü - 3

Denitrifikasyon

Toprak azotunun gaz bileşikler şeklinde kaybolmasına etken olan en önemli olay denitrifikasyondur. Bunun sonucunda nitrat ve amonyum iyonları nitro oksit (N2O) ve serbest azot gazı (N2) şekline çevrilir. Bu olay çok asit olmayan koşullarda, genellikle 5 pH' ın üzerinde ve zayıf havalanma koşullarında ortaya çıkmaktadır. Toprakta aktif mikrobiyal populasyonun varlığı, kolay ayrışabilir organik maddenin varsıllığı, sıcak ve ıslak periyodlar, denitrifikasyon için uygun koşullar sağlamaktadır.

Denitrifikasyon çok aktif bir olaydır. Laboratuvar koşullarında 300 ppm NO3-Azot içeren toprak örneğinin 28 ile 96 saat içinde denitrifikasyonla bu azotu kaybettiği belirlenmiştir.

Denitrifikasyonda görev yapan bakteriler fakültatif anaerob olup, serbest oksijen yokluğunda nitrat, nitrit veya azotun oksitlerini hidrojen akseptörü (alıcı) olarak kullanmaktadırlar. Denitrifikasyon yapan
mikroorganizmalar, nitratlardan üç şekilde yararlanırlar:

1. N kaynağı olarak,
2. Nitratı oksijen kaynağı şeklinde kullanarak,
3. Nitrat özümlemesinde.


Denitrifikasyon yapan organizmalar başlıca üç grupta toplanır:
1. Heterotrof bakteriler
a. Pseudomonas denitrificans
b. Bacillus nitroxus

2. Ototrof bakteriler
a. Thiobacillus denitrificans,
b. Micrococcus denitrificans

3. Fakültatif anaerob bakteriler
a. Achromobacter

Bu bakteriler, organik madde ayrışmasında, protein ayrışması (proteoliz) ve amonifikasyonda aktif olan organizmalardır. Koşullar anaerobik solunum için uygun olmadığında, nitrat redüksiyonuna başlarlar. Aşırı su düzeyi veya olumsuz fiziksel koşulların yarattığı anaerobik ortamın yanısıra, kuvvetli bir toprak solunumunun oluşturduğu yüksek CO2 basıncı da denitrifikasyona neden olabilir. Bu durumda toprak atmosferinde oksijenin kısmi basıncı azalır ve mikroorganizmalar gerekli elektron transferlerinde kullanacakları oksijeni nitrat ve nitritler yolu ile sağlarlar. Bu "nitrat solunumun 'da nitrat ve nitrit iyonları, hidrojen akseptörü olarak O2" nin görevini üstlenirler. Bu olayı nitrat asimilasyonundan ayırmak gerekir. Çünkü bu son olayda nitrat, hücredeki azotlu bileşiklerin oluşturulmasında kullanılır.

Denitrifikasyon mekanizması, ortamda uygun hidrojen verici (donör) lerin varlığına da bağlıdır. Bu şekilde çalışan bazı heterotrof denitrifikantlar, kolay ayrışan organik maddeleri kullanırlar. Denitrifikasyon organizmaları ayrıca azot kaynağı olarak amonyum tuzlarını ve aminoasitleri gereksinebilirler. Bu olaya çoğunlukla yukarıda tanımlandığı gibi Pseudomonas ve Arthrobacter türleri katılır. Bu bakterilerin optimum aktiviteleri hafif alkali pH'lardadır. Kuvvetli asit koşullarda denitrifikasyon herhangi bir rol oynamaz. Denitrifikasyon yolu ile topraklardan oluşan kayıp önemli düzeydedir. Azot izotopları ile yapılan denemelere göre, çayır vejetasyonu altındaki kumlu topraklarda % 11-25, killi topraklarda % 16-31, organik moor topraklarda % 19-41 düzeyinde gaz halinde azot kaybı olmaktadır. Su etkisi altında bırakılan çeltik alanlarında ilave edilen azotlu gübrelerin etkileri nedeniyle bu kayıpların % 60'a kadar yükseldiği belirtilmektedir.

Topraklardaki denitrifikasyon kapasitesinin limitini bakteriler tayın etmektedir. Toprağın mantar ve aktinomiset florası denitrifikasyona bağlı N2 üretimine katılmazlar. Denitrifikasyon yapan bakteriyel türlerin aktivitelerini toprak pH'sı etkilemektedir.

Name:  Denitrifikasyon ve Ortam pH etkilesimi.JPG
Views: 10999
Size:  22.6 KB

Kimi özel koşullar altındaki azotun da denitrifikasyona uğrayarak gaz şeklinde kaybolduğu saptanmıştır. Özellikle bunun su ile kapalı toprakların oksijen yönünden varsıl olan yüzeye yakın kesiminde oluştuğu görülmüştür. Nitrata dönüşen amonyum derine, anaerobik koşulların olduğu kesime taşınmakta ve orada nitrat indirgenerek denitrifikasyona uğramaktadır. O nedenle Abichandani ve Patnaik (1958) denitrifikasyonu önlemek için verilen amonyumlu gübrelerin olanaklar elverdiğince derine verilmesini önermişlerdir.

Denitrifikasyon prosesi kısaca aşağıdaki sıraya göre verilen redüksiyon kademelerinde gerçekleşir:

Nitrat → Azot Dioksit → Azot Monoksit → Nitro Oksit → Azot
NO3 → NO2 → NO → N2 O → N2


Kuşkusuz gaz halinde en fazla azot kaybı bakteriyel denitrifikasyon ile olmaktadır. Genellikle topraktan gaz halinde azotun atmosfere kaçışı, besin elementi kaybı olarak düşünülür ve arzu edilmez.

Denitrifikasyon esnasında önemli miktarda azot kaybı olur. Azot izotopları ile yapılan araştırmalarda çayır vejetasyonu altındaki kumlu topraklarda % 11-25, killi topraklarda % 16-31, moortopraklarda % 19- 40 civarında azot kaybı tesbit edilmiştir. Devamlı su etkisinde olan pirinç topraklarında ilave azotlu gübrelerin etkileri nedeniyle bu kayıplar % 60'a kadar yükselmektedir.

Rolston (1977), denitrifikasyonla ortaya çıkarılan N2O oranının serbest bırakılan N2'nin sadece % 5'i kadar olduğunu saptamıştır. Voldendort (1968)'a göre bir çayırda bile uygulanan azotun % 10-40'ı denitrifikasyon yoluyla kaybolabilmektedir. Denitrifikasyonla kayıplar işlenen topraklarda ortaya çıkmaktadır (Terman ve Brown, 1968). Düşük kısmi oksijen basıncıyla karakterize edilen çeltik toprakları gerçekte denitrifikasyona yatkındırlar (Ponnam Peruma, 1965). Bu nedenden dolayı bu topraklara N, nitrat formunda değil NH4-N şeklinde verilmelidir. Düşük pH koşulları (pH 4,5) altında da denitrifikasyon ve nitrifikasyonla olan kayıplar (daha önce anlatılmış olan), nitrifikasyon inhibitörleri uygulanmak suretiyle azaltılabilir. (Touchtov ve ark, 1978).

Azotun bitki için önemi daha önce anlatıldığı gibi çok büyüktür. Topraktan azotun uzaklaşması demek, bitki gelişimi ve ürün miktarının olumsuz etkilenmesi demektir. Her yıl bitki besini olarak toprağa azot verilmektedir. 1988 yılı verilerince o yıl ülkemizde 1.081.605 ton azot içeren azotlu gübreler toprağa verilmiştir. Yukarıda ifade edildiği üzere toprağa verilen azotun % 10 ile % 40'lara kadar varan kısmı denitrifikasyonla topraktan uçup gitmektedir. Gübre fiyatları düşünülecek olursa, uygun koşullar bulunduğunda denitrifikasyon olayı, ülke ekonomisine ve ziraatla uğraşan kesime büyük zararlar verebilir.

Son yıllarda azot oksitlerin atmosferde kirlilik oluşturması konusu büyük ilgi çekmektedir. Toprakta ve doğal sularda denitrifikasyonla oluşan azot oksitlerin atmosfere ve sonra stratosfere geçtiği, stratosferde ise ozon tabakasına zarar verdiği hipotezi ortaya atılmıştır. NO ve NO2 gazları atmosfere denitrifikasyon olayından başka, insanların faaliyeti sonucu, örneğin: kömür, petrol, doğal gazlar ve endüstride kullanılan diğer yakıtların yanmaları sonucuda katılmaktadır. Ancak araştırmacılar mikrobiyal oluşumlu azot oksitlerin daha fazla yer aldığını söylemektedirler. Bilindiği gibi ozon tabakası canlılara zararlı etkileri olan 300 nm dalga boyundaki zararlı ultraviyole ışınlarını süzücü bir filtre etkisine sahiptir. Ozon tabakasının yokluğunda cilt kanserinin artışı ve bitki gelişmesinde azalmalar, bozulmalar olabilmektedir. Ozon fotokimyasal reaksiyonlar sonucu oluşmaktadır.

O2 + 2O → 2O3

Denitrifikasyon olayı, konuya burada dahil olmaktadır. Çünkü N2O stratosferde NO’ya okside olmaktadır.

N2O + O → 2NO

Bu gazlar radyasyonun zararlı etkisini önleyen ozonun parçalanmasında katalitik bir etkiye sahiptirler.

NO3 + O3 → NO2 + O2 ;
Işık
O3 → O2 + O ;

NO2 + O → NO + O2


Böylelikle radyasyonun zararlı etkisini önleyen bariyerde zayıflamalar olmaktadır. Aynı zamanda zararsız toprak bakterileri indirekt yoldan ozon sirkülasyonunu etkilemektedirler. Tarımsal tedbir olarak kullanılan nitratlı gübreler de bu olayı teşvik etmekte ve O3 parçalanması artmaktadır.

Buna karşılık bazı araştırıcılar da bunun tersini savunarak, tarım alanlarında giderek artan azotlu gübrelemenin, denitrifikasyon yoluyla atmosferde N2O oranını artırdığı ve ozon tabakasını tahrip ettiği şekilde bir kamuoyu oluşturmuşlardır. Oysa azotlu gübrelerin hızla artan kullanımına rağmen atmosferdeki N2O miktarında bir artış gözlenmemiştir (Mengel ve Kirkby, l987).

Denitrifikasyonun yukarıda anlatılan olumsuz yanlarının yanısıra bir de olumlu tarafı vardır. Nitrat insanlar ve hayvanlar için zararlı bir bileşiktir. Topraktaki nitrat, yıkanma ile alt katlara inerek yeraltı suyuna karışmaktadır. Buradan da insanların ve hayvanların kullandıkları suya karışarak kirlenmeye sebep olmaktadır. İşte denitrifikasyon yıkanma ile alt katlara inerek ve yeraltı sularına karışarak NO3 (nitrat) miktarını azaltmaktadır. Bunun sonucu olarak da denitrifikasyon suların NO3 –’la kirlenmesini önleyici bir olay olarak görülür.

Hatta nitratla kirlenmiş sular denitrifikasyon yoluyla temizlenmeye çalışılmaktadır. Bu konuda çok fazla araştırma yapılmıştır. Denitrifikasyon olayı toprakta olduğu gibi sularda da olabilmektedir. Değişik yöntemlerle de, denitrifikasyon yapan mikroorganizmalar kirli sulara konarak, ortamdaki azot kirlenmeleri önlenmektedir.

Denitrifikasyon olayı mikrobiyal bir olaydır. Mikroorganizmaların faaliyeti ile gerçekleşir. Bu olay içerisinde mantarlar ve aktinomisetler pek görülmezler. Bu olay bir çok bakteri tarafından gerçekleştirilir. Çok sayıdaki bu bakteriler aerob ve anaerobik toprak koşullarında görev yaparlar.

1.Acinobacter

2.Agobacterium
Agobacterium tumefaciens

3.Achromobacter

4.Alcaligenes
Alcaligenes faecalis
Alcaligenese utrophus

5.Bacillus
Bacillus licheniformus
Bacillus laterosporus
Bacillus azotoformans
Bacillus stearothermophilus

6.Chromobacterium
Chromobacterium violaceum
Chromobacterium lividum

7.Corynebacterium
Corynebacterium nephridii

8.Cytophaga
Cytophaga johnsonae
Cytophaga denitrificans

9.Flavobacterium

10.Hyphomicrobium
Hyphomicrobium vulgare

11.Moraxella(Kingella)
Moraxella kingae
Kingella denitrificans

12.Neisseria
Neisseria sicca
Neisseria subflava
Neisseria flavescens
Neisseria mucosa

13. Paracoccus
Paracoccus denitrificans
Paracoccus halodenitrificans

14.Proptonibacterium
Proptonibacterium acidi-propionici

15.Pseudomonas
Pseudomonas pseudoflova
Pseudomonas fluorescens
Pseudomonas aeruginosa
Pseudomonas denitrificans
Pseudomonas stutzeri
Pseudomonas perfectomarinus
Pseudomonas sacharophilia

16.Rhizobium
Rhizobium leguminosarum
Rhizobium japonicum
Rhizobium trifolia
Rhizobium phaseoli

17.Rhodopseudomonas
Rhodopseudomonas spheroides
Rhodopseudomonas palustris
Rhodopseudomonas capsulate

18.Spirillum (Aquaspirillum veAzospirillum)
Spirillum itersonii(Aquaspirillum intersonii)
Spirillum lipoferum

19.Thermothrix
Thermothrix thioparus

20. Thiobacillus
Thiobacillus denitrificans

21.Vibrio
Vibrio sputorum.
Vibrio succinogenes

Ayazkızı beğendi.
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 25-08-2010, 22:45   #125
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Azot Döngüsü - 4

Azot Fiksasyonu
Atmosferde bol miktarda bulunan moleküler azotun amonyum formlarına indirgenerek yarayışlı duruma geçmesine azot fiksasyonu denmektedir. Atmosfer azotunun biyolojik olarak bir yıl içindeki fiksasyonu 175 milyon ton olup, tüm azot fiksasyonunun % 75' ini oluşturmaktadır. Aşağıdaki çizelgede azot fiksasyonu olayları ve düzeyleri görülmektedir.

N - Fiksasyonu milyon Ton/Yıl
Endüstriyel (Haber-Bosch Makineleri) 40
Atmosferik (elektrik gerilimleri) 10
Yanma (endüstriyel, oto)20
Ozonlanma 15
Biyolojik 175

Azot fiksasyonunda moleküler azotun amonyağa çevrimi enerji gereksinir. Ticari azotlu gübre üretiminde, bu iş Haber-Bosch yöntemi ile yüksek basınç ve sıcaklıkta gerçekleştirilir. Bu amaçla petrol gibi yenilenemeyen fosil yakıtların fazlaca kullanılması gerekmektedir. Oysa biyolojik olarak azot fiksasyonu, bazı mikroorganizmalar tarafından (bakteri ve cyanobacter) nitrogenaz enzimini kullanarak düşük enerji tüketimi ile gerçekleştirilebilmektedir.

Biyolojik azot fiksasyonu bir çok mikroorganizma tarafından gerçekleştirilir. Bu organizmaların bir kısmı bağımsız olarak bu işlevi gerçekleştirirler. Buna kısaca serbest azot fiksasyonu denmektedir. Bunun yanında bazı toprak bakterileri, baklagil bitkileri ile simbiyoz durumunda önemli azot fikse edici organizmalar olarak tanınırlar. Ayrıca mavi yeşil algler ve aktinomiset-yüksek bitki ortaklığı şeklinde azot fikse eden formlar da bilinmektedir. (Rhizobium türleri ve Aktinomisetler tarafından gerçekleştirilen Simbiyotik fiksasyonu daha önce yeterince anlatıldığı için burada değinilmeyecektir.)

Serbest yaşayan ve molekül azotu bağlama yeteneğinde olan mikroorganizmalar bakteriler ve mavi yeşil alglerdir. Algler toprakta olduğu kadar akvatik (su) ortamlarda da azot fiksasyonunu gerçekleştirirler.

Serbest azot fiksasyonu yapan bakteriler heterotrof veya ototrof gruptan olabilmektedir. Heterotrofik türler arasında aerob ve anaerob aktivite gösteren gruplar vardır.

Aerob bakterilerden Azotobacter ve Beijerinckia örnek olarak verilebilir. Azotobacter genellikle nötral ve alkali topraklarda bütün dünyada geniş yayılım gösterir. Bu bakterilerden Azotobacter chroococcum en önemlisidir. Bu bakteri ortam koşullarına bağlı olarak her bir gram toprakta bir kaç yüz veya bin adet olarak bulunabilir. Yıllık azot fiksasyon düzeyleri ortalama 2-3 kg/da 'dır. Azotobacter, büyük (3-6 μm), oval veya küresel mikroorganizmalardır. Hücreler bölünme işleminden sonra çoğunlukla yoğun jelimsi bir kılıf ile çevrilir. Azotobacterin asit koşullara dirençli türleri de vardır. Örneğin Azotobacter beijerinckia 3 pH' ya kadar asit koşullara dayanabilir ve azot fiksasyonu yapabilir. Buna karşılık A. chroococcum asit koşullarda gelişmez ve azot fiksasyonu yapamaz.

Aerob olarak azot bağlama yeteneğinde olan diğer heterotrof bakteri grupları Pseudomonas, Bacillus, Klebsiella, Mycobacterium ve Spirillum'dur.

Anaerob azot fiksasyonu yapan bakteriler içinde en iyi bilineni Clostridium türüdür. Bu organizma da Azotobacter gibi uygun enerji kaynaklarını gereksinir ve ortamda düşük miktarlarda amonyum veya nitrat iyonları bulunduğu durumda bile, azot fiksasyon kapasitesi azalır. Anaerob olmalarına karşın Clostridiumlar toprakta Azotobacterlerden daha fazla bulunur. Özellikle bitki kök aktivitesinin yoğun olduğu rizosfer bölgesi, solunumdan oluşan karbondioksit derişiminin yüksekliği nedeniyle uygun bir anaerobik ortam sağladığından clostridiumların gelişmesini olumlu etkiler. Bu tür organizmaların azot fiksasyon düzeyleri 0.5-3 kg/da/yıl kadardır.

Azot bağlama yeteneğinde olan bazı fakültatif anaerob bakterilerde vardır. Bacillus, Klebsiella, Pseudomonas ve Arthrobacter bunlara örneklerdir. Bu organizmaların azot bağlama güçleri fazla değildir.

Topraklarda ayrıca azot bağlama yeteneği gösteren bazı ototrofik bakteri türleri arasında kemoototrofik gruplar yanında fotoototrofik türler de bilinmektedir. Örneğin kemoototrofik Methanobacterium omelianski ve fototrofik yeşil ve mor kükürt bakterileri tanımlanabilir.

Fotoheterotrof kükürtsüz purpur bakterileri de dahil olmak üzere bütün fotosentetik bakterilerin azot bağlama yeteneğinde oldukları bilinmektedir. Bunlardan bazılarının karanlık koşullarda da kemoheterotrof gelişerek azot fiksasyonu yaptıkları saptanmıştır. Bütün bu organizmaların belirli ekosistemlerde lokal etkileri olmakla birlikte, azotun jeobiyokimyasal döngüsü içinde az bir yer tuttukları belirtilebilir.

Mavi-Yeşil Algler (Cyanophyceae)

Azot fikse eden mavi-yeşil algler ışık enerjisini kullanarak fotosentetik mekanizma yolu yardımı ile enerji sağlayan ve bunun bir kısmını azot fiksasyonu mekanizmasında kullanan organizmalardır.

Bu organizmalar toprak ekosistemindeki yüksek bitkilere benzer fotosentez yolu ile oksijen üreten ve karbon dioksit fiksasyonu yapan ve azot fikse eden tek organizmadır. Alglerin azot bağladığı ilk kez Frank (1889) tarafından ileri sürülmüş, 1928'de Drewes saf kültürde mavi-yeşil alglerden Nostoc ve Anabaena türlerinin azot bağladığını göstermiştir.

Mavi yeşil alglerin özellikle çeltik tarlalarında önemli ekonomik rolleri bulunmaktadır. Yağmurlu dönemlerde nemli pirinç tarlalarında azot miktarının 15-50 kg/ha düzeyleri arasında değiştiği belirtilmektedir. Ayrıca arid bölgelerde ve çöl alanlarda gelişen alg türleri azot kazancı bakımından önemlidir. Bu tür bölgelerde mavi-yeşil algler tarafından bağlanan atmosfer azotu 3 kg/ha/yıl düzeyindedir.

Antartika'da yaygın olan Nostoc algal-peat olarak tanımlanan organik toprak nitelikli bir oluşumun temel bileşenidir. Mavi-yeşil alglerin fotosentetik canlılar olması azot fiksasyonu bakımından güneş ışıma şiddeti, diğer bir deyimle fotosentez koşullarına bağlı olmalarına neden olmaktadır. Kış koşullarında sıcaklık ve fotosentez koşulları yeterli olmadığından azot fiksasyonu çok önemsiz düzeyde gerçekleşmektedir. Bahar aylarında oluşan fiksasyonun 8 kg/ha /yıl düzeyine ulaştığı belirlenmiştir.

Ayazkızı beğendi.
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-08-2010, 06:45   #126
Ağaç Dostu
 
Zeytinlibahçe's Avatar
 
Giriş Tarihi: 17-07-2009
Şehir: İzmir Zeytinlibahce/Aliaga
Mesajlar: 809
Yeri gelmişken laktik asit bakterilerini bu yıl sn Meyvelitepenin tavsiyeleriyle zeytin salamurasında kullandık, min.tuzlulukta, ph 4.5-4.7 aralığında, zeytinin kendi aroması ve tadını aldığımız, yerkende vucudun tuz limitlerini aşmayacak, tadan herkezin beğenisini kazanan, hatta ben siyah zeytin sevmem yeşil isterim diyen birkaç arkadaşın fikirlerini değiştiren tek kelimeyle mükemmel bir zeytin salamurası yaptık kendisine şükranlarımı sunarım.

Zeytinlibahçe Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-08-2010, 20:43   #127
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 20-06-2008
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 554
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi ggirgin Mesajı Göster
http://www.reap-canada.com/online_li...%282006%29.pdf

Arkadaşlar kolay gelsin
Acemi çaylağa verdiği bilgiler ve çeviriler için teşekkür ederim. Çorbada benimde tuzum bulunsun
Doga Çiftçiliği El Kitabı-Çeviri Taslağı

pria beğendi.
verdoque Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-08-2010, 20:49   #128
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi verdoque Mesajı Göster
Sn. Verdoque,

Elinize sağlık. Bence çok güzel olmuş. Artık gerisini de isteriz sizden

acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-08-2010, 20:57   #129
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 20-06-2008
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 554
Teşekkür ederim, her tarif sonrası linki güncellerim


Düzenleyen verdoque : 11-03-2016 saat 14:10
verdoque Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 26-08-2010, 22:23   #130
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Doç. Dr. A. Kadir Halkman'ın Tarım Mikrobiyolojisi kitabında, B. thuringiensis' in (forumda bilinen adıyla Delfin WG) biyoinsektisit olarak üretilmesi ayrıntılı olarak var. Buraya da aktarıyorum. Melas, buğday unu, soya unu vb. yöntemler bu konunun okuyucularına hiçte yabancı değil. Ki bir çok bakteri fermentasyon yöntemi ile üretiliyor. Önemli olan bunların bulundukları ortamları bilmek ve buradan alınan örneklerden izole edebilmek.


Zararlı böceklerin kontrolünde Bacillus cinsinden bakteriler kullanılmaktadır. Bu alanda kullanılan bakterilerin sporlu olmaları dikkat çekicidir. Sporlu bakterilerin kolayca ve büyük miktarlarda üretilebilmeleri, ticari amaçla kullanılmalarının başlıca nedenidir. Buna karşın spor oluşturmayan, oysa büyük miktarlarda üretilebilen hiç bir sporsuz bakeri ticari amaçla kullanılammıştır. Bu durum, muhtemelen, sporsuz bakerilerin pratikte kolayca stabilize edilememelerinden doğmaktadır.

Biyolojik İnsektisitlerin Üretimi

Entomopatojenler ya fermentasyon yolu ile (in vitro) ya da yaşayan böcekler üzerinde (in vivo) üretilirler. Derin veya yüzey fermentasyon yöntemleri fakültatif entomopatojenler (bakteri ve mantarlar) için, in vivo yöntemler ise, zorunlu entomopatojenler (virüs ve protozoonlar) için uygulanır. Örneğin B. thuringiensis ve B. moritai bakterilerinin ticari üretimi için genellikle derin fermentasyon yöntemi seçilir, yüzey fermentasyonu ise B. bassiana ve Hirsutella thompsoni gibi funguslar için kullanılır. In vivo yöntemler sadece böcek virüsleri ve protozoonlar için kullanılıyorsa da bazı istisnalar da vardır. Örneğin B. popilliae bakterisinin sporlarından oluşan ve piyasada “Doom” adı ile bilinen insektisit canlı böcek larvalarından üretilebilmektedir.

Yöntem ne olursa olsun, ilk olarak böcek patojeni olan mikroorganizma bol miktarda üretilir, cam şişelere dağıtılarak liyofilize (dondurarak kurutma) edilir. Üretim için daima bu referans suşlar kullanılır. Bakteriyel entomopatojenler elde edilirken bu şişelerdeki liyofize kültürden eğri besiyerlerine ekim yapılır ve bunlar başlangıç inokülümü (başlangıç kültürü, aşı) olarak kullanılır. Yüzey ve derin fermentasyon yöntemlerinde başlangıç inokülümünden önceki aşamalar aynıdır. Ancak üretim ve ürünü elde etme işlemlerinde önemli farklar vardır.

Fermentasyon için çeşitli karbon (melas, glikoz, tahıl ezmesi ,tahıl ürünleri) ve azot (pamuk tohumu, balık, soya fasulyesi, maya, kazein hidrolizatı) kaynakları kullanılır. Gerekiyorsa ana mineraller ve üreme faktörleri de ilave edilir.

Fermentasyon sonunda oluşan ürün santrifüjde çevirme, filtrasyon, presipitasyon (dibe çöktürme) veya püskürterek kurutma gibi işlemlerden biri veya bu işlemlerin bir kombinasyonu ile elde edilir. Fermentasyon tipine, yöntemin ekonomik oluşuna veya spesifik formülasyon gereksinimine bağlı kalınarak, uçucu sıvı, suda eriyebilen pudra, toz veya granüler ürün haline getirilir, aktivite tayini yapılarak piyasaya verilir.

Entomopatojenlerin in vivo olarak üretilmesinde ilk kez tırtıl larvaları kullanılmıştır. Bugün ise tırtıl larvalarının yanısıra, güve, pamuk kurdu ve sivrisinek larvalarından yararlanılmaktadır. Larvaların üretimi için belirli loşulların sağlandığı insektoryumlar ve özel bir diyet hazırlanır. İnsektoryumlarda hastalıksız ve standart olarak elde edilen larvaların %95’i üretilecek entomopatojen virüs (veya protozoon) ile infekte (bulaştırma) edilir, kalanı ise böcek kültürünün devamlılığını sağlamak üzere muhafaza edilir. Entomopatojen tarafından öldürülen larva hücrelerinden bir emme tüpü vasıtası ile mikroorganizmalar toplanır ve ticari preparasyonlar haline getirilir.

Bacillus thuringiensis

B. thuringiensis’in yaygın olarak kullanıldığı yerler yonca, enginar, pamuk, fasulye, lahana, karnabahar, kereviz, salatalık, marul, kavun, patates, ıspanak, tütün, tatlı mısır gibi tarla ve bahçe bitkileri, portakal, elma, üzüm, limon, zeytin gibi meyveler ile orman ağaçları ve süs bitkilerindeki çeşitli böceklerdir. Bunların dışında bal arısı kovanlarında görülen büyük mum güvesine karşıda kullanılmaktadır.

B. thuringiensis grubu bakteriler aerobik (oksijenli solunum), hareketli, çubuk şeklinde gram ve katalaz pozitif, endospor oluşturan, fermentatif, mikroaerofilik (çok düşük oksijen düzeyinde solunum yapabilen) ve anaerobik (oksijensiz) üreme yeteneğine sahiptir. Bunlar aerobik koşullarda spor meydana getirmekteir. Taksonomik olarak (canlıların sınflandırılması) Bacillus cereus ile yakından ilişkilidir. Ancak B. thuringiensis serotipleri spor oluşum aşamasında delta toksin veya parasporal kristalin bulunuşu ile karakterize edilmektedir. Bu yapı diğer hücre metaryelleri gibi boyanmakta, eksosporium oluştuğunda serbest halde görülmekte, sporlardan kolaylıkla ayrılmaktadır.

B. thuringiensis’in tanıları ise parasporal kristal oluşmundan başka diğer toksinlerin üretimine, esteraz tiplerine, vegetatif hücrenin flagella antijenlerine göre yapılmaktadır.

Endüstriyel Üretim

1- İzolasyon

Hedef zararlıya karşı etkili entomopatojenin izolasyonu için hin kuşkusuz doğadan ölü zararlıları toplamak, bakteriyi buradan izole etmek gerekir. Bir diğer deyiş ile B. thuringiensis’in doğada en çok en bulunduğu yerden yani etki ederek öldürdüğü larvalardan izole edilmesi gerekir. Bu amaçla laboratuvara getirilen ölü larvalar steril damıtık su ile yıkanır, sonra yüzey sterilizasyonu için %2,5 hipoklorit içinde 1 dakika tutulur, tekrar steril su ile yıkanır ve 65 °C ‘de 20 dakika su banyosunda tutularak zararlı içindeki vejetatif hücrelerin ölmesi sağlanır. Sonra steril baget yardımı ile 1 ml kadar steril fizyolojik tuzlu su içinde eizilir ve buradan Nutrient Broth’a ekim yapılarak 32 °C ‘de 48 saat tutulur. Daha sonra Nutrient Agar üzerine sürme yapılarak tek koloniler elde edilir. Morfolojik karakter bakımından B. thuringiensis olduğu kanısına varılan kolonilerden Nutrient Broth’da tekrar üretilir ve yine Nutrient Agar’a sürülerek saflık kontrolü yapılır. Morfolojik özellikler olarak gram boyama, spor boyama ve hareketlilik testleri yapılır. Kültürel özellikler olarak Nutrient Agar’daki koloni şekilleri, Nutrient Broth’da gelişme ve NaCl (tuz) içeren Nutrient Broth’da üreme durumlarına bakılır, fizyolojik özellikler olarak oksijen istekleri, kazein, yumurta sarısı, jelatin, üre ve nişastayı hidrolize etme durumları, indol, VP testleri, şekerlerin kullanımı, nitrat redüksiyonu, katalaz, arjinin hidrolaz ve Tween esteraz reaksiyonları incelenir.

2- Etkili İzolatların Belirlenmesi

Örneğin un güvesine karşı etkili olan B. thuringiensis suşlarının etkinliği kontrol edilmek isteniyorsa kavanozlara un güvesi için besin ortamı olarak un, belirli sayıda un güvesi ve bakteriden elde edilen toz preparattan belilrli bir miktar konulur. Larvalar 15 gün süre ile izlenir, kontrol kavanozundaki ölü sayısı ile kıyaslanarak hangi şuşların etkili oluğu ortaya konulur. Etkili izolatlar yeniden aynı şekilde denenerek etkileri kontrol edilir.

3- Toz Preparat Hazırlanması

İzolatlar 150 ml Nutirent Broth besiyerinde çalkalamalı inkübatörde 72 saat süre ile 32 °C’de ve 150 devir/dakika çalkalama hızı ile tutulur. Sonra sporlandırma ortamına alınır ve burada 18 saat süre ile 32 °C’de %90 nemde bırakılır. En son olarak 55 °C’ de 48 saat süre ile kurutulur, öğütülür ve 100 mesh elekten geçirilerek toz preparat elde edilir.

Ticari Üretim

Endüstriyel boyuttaki üretimlerde özellikle besiyeri giderleri maliyeti nemli ölçüde etkiler. Bu nedenle et artıklarından pepton, nişastadan glukoz elde edilmesi gibi uygulamalarda üretim teknolojisi içinde yer alır.

Bunun dışında spoarlandırma ortamı olarak buğday kepeği, soya unu, perlit, kalsiyum klorür, tuz gibi ucuz olarak bulunan girdiler kullanılır.

Üretimde nem ve sıcaklık kontrolü yapabilen, dışarıdan steril sıcak hava verilerek kurutmanın sağlanabildiği kabinler kullanılır.

B. thuringiensis üretiminde genlede iki yöntemden yararlanılmaktadır. Bunlar yarı katı fermentasyon ve derin kültür üretimidir. Yarı katı fermentasyon yönteminde mikroorganizmaların gelişmeleri için aerobik koşullar uygulanmakta olup yeterli havalanma sağlanmaktadır. Yarı katı yüzey kültüründe mikroorganizmaların gelişmeleri için gerekli oksijen rahatlıkla temin edilebilmektedir. Besiyeri olarak 15 gr glikoz, 5 gr mısır ıslatma suyu ekstraktı, 5 gr maya ekstraktı, 4 g K2HPO4 ve 1 litre damıtık su kullanılmakta ve ph 7.0 – 7.2 arasında tutulmaktadır. Daha büyük üretimler için katı besiyeri hazırlanmakta, bunun bileşiminde ise buğday kepeği, perlit, soya unu, glikoz, kireç, tuz, kalsiyum klorür ve belirli miktar su bulunmaktadır. Sonuçta karışımın içindeki nem oranı % 60 olarak ayarlanmaktadır. Daha sonra dipten havalandırmalı özel tavalara yerleştirilmekte ve bu katı destek maddeler üzerine sıvıda yetiştirilmiş B. thuringiensis vejetatif hücreleri ileve edilmektedir.

Ayazkızı beğendi.

Düzenleyen acemi_caylak : 27-08-2010 saat 09:19
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 27-08-2010, 00:30   #131
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 18-01-2009
Şehir: izmir/aliağa
Mesajlar: 5,567
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi verdoque Mesajı Göster
Teşekürler verdogue,

emeğinize sağlık.

Halil Önen Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-08-2010, 13:30   #132
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Fotosentetik bakterilerden, Purple Non- Sülfür bekterileri (PNSB), Rhodopseudomonas, Rhodospirillum and Rhodomicrobium ailesinin çeşitli türleridir.

Bunların gelişmeleri için en uygun ortam, sıcaklığın 25 – 35 °C ve ortam pH’ının 6.5 – 7.0 olduğu ortamlardır. Atık sularda, çamurlu sularda, bataklıklarda, göllerde ve pirinç tarlalarında bolca bulunurlar.

Bunların çoğu türü anaerobik (oksijensiz solunum) koşullarda fotoheterotrofik (ışık yoluyla besinini dışarıdan alma) olarak beslenmelerine rağmen, aerobik (oksijenli) veya mikroaerobik (oksijenin çok az olduğu ortamlar) koşullarda kemoototrofik (kimyasal yoldan besinini kendisi üreten) olarakta yaşayabilirler. Işık varlığında fotootrofik, organik besin varlığında kemoheterotrofik, hem ışık hem de organik besin varlığında fotoheterotrofik olarak beslenirler. Özellikle pirinç tarlalarında bolca azot fiksasyonu yapma yeteniğine sahiptirler.

Rhodospirillum rubrum önemli miktarda B12 vitamini üretmektedir. Rhodobacter capsulatus pirinç fidelerinin gelişiminde ve Rhodopseudomonas palustris tane iriliğinin artmasında oldukça etkildir. Rhodobacter sphaeroides ise şalgamda kök gelişimini artırıyor.

Çevrenizdeki göl sularından alacağınız su ile bu bakterileri florasan ışığı altında kendinizde üretebilirsiniz. Aşağıda bunu gerçekleştirmiş bir kişinin resimli anlatımı var.

Bunun için bir florasan lambası ( 60 watt, 3500 lux)
Bir kaç damla göl suyu
Klorsuz su
BIM (orman toprağından elde edeceğiniz mikroorganizmalar veya meyve enzimi)
¼ tatlı kaşığı balık ekstraktı
İlaç şişesi veya küçük süt şişesi
Şırınga
Tıpa
Not: Maya ekstraktı bulursanız, çok daha hızlı gelişeceklerdir.

Bu malzemeleri bir ilaç şişesine doldurduktan sonra (su ve BIM oranı ¼ olacak, yani 1 birim BIM, 3 birim su), ışık altında 30 °C sıcaklıkta, 3 hafta boyunca aneaerobik (havasız) koşullarda bekletiyorsunuz. 3 hafta sonra suyun rengi kırmızı, koyu kırmızı veya koyu mora dönecektir. Eğer bu rengi görürseniz bakterileriniz hazır demektir.


Name:  1.jpg
Views: 9720
Size:  26.7 KB


Name:  2.jpg
Views: 9682
Size:  30.7 KB


Name:  3.jpg
Views: 9267
Size:  45.4 KB


Name:  4_1.jpg
Views: 9473
Size:  34.0 KB

Name:  7_1.jpg
Views: 9334
Size:  47.1 KB

Ayazkızı beğendi.
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-08-2010, 13:38   #133
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Name:  8_1.jpg
Views: 8983
Size:  32.9 KB


Name:  9_1.jpg
Views: 9228
Size:  28.7 KB


Name:  10_1.jpg
Views: 8933
Size:  40.6 KB


Name:  12_1.jpg
Views: 9036
Size:  33.0 KB


Name:  13_1.jpg
Views: 8863
Size:  33.0 KB

pria beğendi.
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-08-2010, 13:39   #134
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Name:  14_1.jpg
Views: 8893
Size:  47.0 KB


Name:  15_1.jpg
Views: 8809
Size:  14.3 KB

pria beğendi.
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-08-2010, 13:49   #135
Ağaç Dostu
 
Dogasever's Avatar
 
Giriş Tarihi: 05-04-2007
Şehir: Appleton-İngiltere
Mesajlar: 1,703
Ustam merhaba

İşi epey iletletmişsin. Kolay gelsin.


Çevrenizdeki göl sularından alacağınız su ile bu bakterileri florasan ışığı altında kendinizde üretebilirsiniz. Aşağıda bunu gerçekleştirmiş bir kişinin resimli anlatımı var.

Tabii doğal haliyle kalmış evsel ve sanayi atıklarıyla kirlenmemiş göl bulabilirseniz.

Dogasever Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-08-2010, 14:18   #136
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Sevgili Doğasever,

Orman içlerindeki küçük göller bu iş için en uygunu olacaktır diye düşünüyorum. Ayrıca şu fototrofik bakterilerle ilgili bize bir sözünüz vardı

Birde EM'yi bu göllerin arıtılmasında, aktif projelerde görmek en büyük dileğimiz.

acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-08-2010, 15:06   #137
Ağaç Dostu
 
Dogasever's Avatar
 
Giriş Tarihi: 05-04-2007
Şehir: Appleton-İngiltere
Mesajlar: 1,703
Evet, sanayi bölgelerinden uzakta orman içindeki göller ile dağ başlarındaki göller içinde en uygun mikroorganizmaların bulunacağı kuşkusuz. Buradan alacağınız göl suları her türlü kompostlaştırma veya üretme işlemlerinde kullanılabilir. Fototropik bakterilerle ilgili sözümü unutmadım ama şu anda çeviri işleri öyle bir arttı ki, başımı kaldıracak vakit bulamıyorum. İlk fırsatta inşallah. Acemi bir şeyi merak ediyorum. Bu kadar vakti nasıl buluyorsun? Helal sana...

EM'nin göl ve nehir temizliğinde kullanılması için elimizden geleni yapıyoruz neredeyse bedava vereceğiz ancak sanıyorum bir türlü aşamadığımız ufak bir engel var.
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi acemi_caylak Mesajı Göster
Sevgili Doğasever,

Orman içlerindeki küçük göller bu iş için en uygunu olacaktır diye düşünüyorum. Ayrıca şu fototrofik bakterilerle ilgili bize bir sözünüz vardı

Birde EM'yi bu göllerin arıtılmasında, aktif projelerde görmek en büyük dileğimiz.

Dogasever Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-08-2010, 15:42   #138
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Sevgili Dogasever,

Son zamanlarda bütün boş vaktimi bu türden konulara ayırıyorum. Aslında öğrendikçe insan hiç bir şey bilmediğini öğreniyor. Bu ise insanı daha çok çekiyor. İşin sırrı burada.

Bu mikro dünya gerçekten çok ilginç, toprak, hava ve su ile canlılar arasında tam bir işbirliği var. Geçenlerde en fazla ilgimi çeken, canavar otunu yine kendi üzerindeki hastalıklı köklerden aldıkları Fusarium sp. ile %80 oranında yendiklerine dair araştırma, daha çok yol almamız gerektiğini bir kez daha öğretti bana.


Düzenleyen acemi_caylak : 29-08-2010 saat 18:16
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 29-08-2010, 16:45   #139
Ağaç Dostu
 
Dogasever's Avatar
 
Giriş Tarihi: 05-04-2007
Şehir: Appleton-İngiltere
Mesajlar: 1,703
Toprağın da kendi içinde fiziksel yapısı tüm diğerlerini etkiliyor. Bu fiziksel yapıyı iyi anlamak gerekiyor. Belki de sırf "Toprağın fiziksel yapısı" hakkında yepyeni bir konu açılabilir. Bu fiziksel yapı ile toprak mikroorganizmaları ve toprak çözeltisi arasındaki ilişki çok önemli. Vakit bulunca toprağın fiziksel yapısını anlatmak istiyorum. Senin anlattığın biyolojik yapı ile toprağın fiziksel yapısı birleşince çok daha anlamlı sonuçlar çıkacaktır. Sonra da 3 fazlı (sıvı, katıi gaz) bir karışım olan toprağın içinde mikroorganizmaların etkisiyle de gerçekleşen kimyasal olaylara bakılabilir. Epey karmaşık... ama belirli bir sistematikle açıklanınca kolay anlaşılabilir.

Dogasever Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-08-2010, 19:50   #140
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 20-06-2008
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 554
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi ggirgin Mesajı Göster
http://www.reap-canada.com/online_li...%282006%29.pdf

Arkadaşlar kolay gelsin
Acemi çaylağa verdiği bilgiler ve çeviriler için teşekkür ederim. Çorbada benimde tuzum bulunsun
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi verdoque Mesajı Göster
Güncellenmiş bağlantı:

Doga Çiftçiliği El Kitabı-Çeviri Taslağı-2

pria beğendi.
verdoque Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-08-2010, 20:20   #141
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi verdoque Mesajı Göster
Güncellenmiş bağlantı:
Sayın Verdoque,

Çeviri yapmak zor ve vakit alan bir şilemdir. Bence iyi gidiyorsunuz. Elinize sağlık.

acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 31-08-2010, 20:57   #142
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 20-06-2008
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 554
Aslında biraz daha vaktim olsa çok daha hızlı olacak Yapabildikçe ekleyeceğim.

Teşekkürler...

Güncel dosya:

Doga Çiftçiliği El Kitabı-Çeviri Taslağı-3

------------

Mart 2016'da gelen düzeltme: - EKLEYEMEDİ -

E-postalarımdan bulduğum 9 sayfalık son hali şurada

https://drive.google.com/file/d/0ByU...ew?usp=sharing

pria beğendi.

Düzenleyen verdoque : 11-03-2016 saat 14:11 Neden: bağlantı ekleme
verdoque Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-09-2010, 15:31   #143
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 05-05-2008
Şehir: yalova
Mesajlar: 67
Arkadaşlar merhaba

Doğal tarım el kitabından bazı çevirileri daha önce yapmıştım. Güney koreli Master Cho Han-kyu tarımda bir deha fakat ingilizcesi benden berbat. Çevirisini yaptığım bölümleri ekleyeceğim. Aşağıda linkini vereceğim sitede bir kısım faydalı bilgileride paylaşmışlar. Sadece mineraller başlığında nasıl yapılacağı ile ilgili bilgi yok ve Cho Han-kyu'nun kızına ücreti karşılığı müracaat etmek gerekiyor.
-Preparatların yapımı ile ilgili her biri için en az 3-4 kaynak buldum. Kaynakların büyük çoğunluğu yüzeysel olduğu için eledim.
-Master'ın toprak kap konusunda ısrarcı olmasının nedeni içine ışık sızdırmaması ve dışardaki ani ısı değişimlerini içeri iletmemesi, ısının daha stabil olması diye düşünüyorum.
-Organizmaların besini olarak özellikle kahverengi şekeri tavsiye etmişler. Melas ile rafine beyaz toz şekeri preparatın etkisini azalttığı için fazla tavsiye etmiyorlar. Fakat Türkiye'de kahve rengi şeker lüks bir tüketim maddesi olarak fiyatlandırılıyor.
http://www.thenaturalfarmingway.com/home

ggirgin Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-09-2010, 17:18   #144
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 05-05-2008
Şehir: yalova
Mesajlar: 67
2.4. Fermente Meyva Suyu / Fermented Fruit Juice (FFJ)
Genel Bilgiler (FFJ)
Fermente meyve suyunun (FFJ) hazırlanması FPJ ile benzerdir. Yapraklarına spreyleyerek bitkilerin meyve kalitesini yükseltmek ve hayvanlar için besin takviyesi olarak kullanılır. Genelde FFJ bukaşi üretiminde kullanılmaz. FPJ; fermentasyon sırasında mikrobiyal aktiviteyi teşvik eden bitki büyüme hormanlarını ihtiva ettiği için tercih edilir.

Materials (FFJ)
• Olgun tatlı meyvalar
• Kahverengi şeker
• Tercihan: nişastalı kök bitkileri (manyok ve patates gibi)

Prosedür (FFJ)
1. Meyvaları eşit ağırlıkta kahverengi şeker ile karıştırın.
2.FPJ fermentasyon prosedürünü uygula.
3.Sıvı elde etme ve saklama için FPJ prosedürünü uygulayın.

Uygulama kılavuzu (FFJ)

Karıştırma oranı: 1 kaşık/5Litre su (sağlıklı topraktaki bitkiler için minimum uygulama oranı)
1-2 kaşık/Litre su (ıslah edilmeye başlanmış topraktaki bitkiler için)

Açıklamalar:
Bitkilere yapraktan spreyleyerek uygulayın.

Ayazkızı beğendi.
ggirgin Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-09-2010, 17:18   #145
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 05-05-2008
Şehir: yalova
Mesajlar: 67
2.2. Fermente Pirinç Kepeği / Fermented Rice Bran (FRB)
Genel bilgiler (FRB)
Fermente pirinç kepeği IMO'nun katı halidir ve sıvı IMO ve spreyleyerek kullanmak istemediğiniz hallerde toprağa uygulanır. Çünkü pirinç kepeği IMO ile birlikte kararlı bir yüzey sağlar ve canlılığı arttırarak daha etkili olur. Bundan başka, IMO'ya pirinç kepeğinin eklenmesi ile toprağa eklenen organik madde miktarı artar.

Malzemeler (FRB)
• 1 Kaşık KAA
• 1 Kaşık IMO
• 1 Litre su
• 1 Kg pirinç kepeği
• Toprak kap

Prosedür (FRB)
1. KAA + IMO, alkol (miktarı??) ve suyu karıştırıp 5 dakika karıştırın.
2. Karıştırma sırasında pirinç kepeğini¹ azar azar ekleyin. Pirinç kepeğinin nemi %60 oluncaya kadar devam edin. Karışım yeterince nemlendiğinde kolayca parçalanabilen top haline getirin.
3. Karışımı toprak bir kaba koyun ve kabın ağzını bir bez parçası ile kapatın. Kabın üst kısmında ¼ kadar hava boşluğu bırakılmalıdır.
4. Toprak kap içinde fermentasyon süresi 7-10 gündür ve her gün bir kere karıştırın.
5. Karışım kurumaya başladığında uygun nem seviyesini korumak için gerektiği kadar su ekleyin.
6. FRB'yi derhal kullanmalısınız veya toprak kap içinde havalanma ve nemi sağlayarak saklayabilirsiniz.
7. Eğer FRB hayvan yemine karıştırılacaksa fermentasyon süresini 7-10 gün yerine 3-4 gün yapın. Karışımı hayvanlara vermeden önce fermentasyon prosesini durdurun.

Notlar (FRB)
1 Pirinç kepeği yerine pahalı olmayan mısır unu, soya unu veya diğer tahıl kepekleri kullanılabilir.

Uygulama kılavuzu (FRB)

Toprağa uygulaması:

Uygulama oranı: 1Kg/1000m².

Açıklamalar:
FRB'yi nemli toprağa sürmeden önce yayın.

Kümes ve ahır yemlerinde kullanılması:
Kurutulmuş FRB; tavuk yemi ile karıştırıldığında sindirilmesini kolaylaştırır ve besin alımını arttırır.

Ayazkızı beğendi.
ggirgin Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-09-2010, 17:19   #146
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 05-05-2008
Şehir: yalova
Mesajlar: 67
2.3. Fermente Bitki Suyu / Fermented Plant Juice (FPJ)
Genel Bilgiler (FPJ)
Fermente bitki suyu (FPJ) bukaşi üretiminin parçalarından biridir ve toprak veya bitkilere direk olarak uygulanabilir. FPJ; bitki yaprakları, çim, thinned crop plants (bu ne demekse), yan dallar ve/veya genç/ham meyvelerin fermentasyonu ile üretilir. Bu kulanılacak bitki parçaları bitki büyüme hormonu ve faydalı mikro organizmaların çoğalmasını destekleyen mikro besinler ihtiva eder.

Malzemeler (FPJ)
• Bitki parçaları: yapraklar, çim, yan dallar, genç/ham meyveler gibi.
• Kahverengi şeker (bitki parçaları ağırlığının yarısı kadar)

Prosedür (FPJ)
1. Toplanmış bitki parçalarını yıkamadan kahverengi şekerle karıştırın.
2. Karışımı bir kaba; kabın ağzına kadar doldurun.
3. Malzemeni üstüne bir ağırlık koyarak havanın çıkması için 1 gün bekletin.
4. Taşı kaldırdığınızda malzemeler sıkışmış olacaktır.
5. Kabın ağzını kağıtla kapatıp bağlayın.
6. Karanlık ve serin bir yerde 5-10 gün bekletin. Kabın içinde fermentasyon meydana gelir ve bitki suyu elde ederiz.
7. Suyun rengi yeşilden sarı veya kahverengiye kadar değişir.
8. Kokusu tatlı ve alkollü olmalıdır.
9. Karışımı süzüp bitki artıklarını kompostta kullanabilirsiniz. Sıvı kullanıma hazırdır.
10.FPJ; cam şişelerde, karanlık ve serin bir yerde 6 ay saklanabilir. Şişe kapağı havalandırma için kesinlikle tam kapatılmamalıdır. Şişeyi mikro orgamizmalara hava sağlamak için haftada bir kere çalkalayın.
11. Ayda bir kere; su miktarının %20 si kadar kahverengi şeker ve IMO ile besleyin.
12. Bitki suyu kötü koku çıkarmaya başladığında kullanılamaz hale gelmiştir.

Uygulama kılavuzu (FPJ)

Karıştırma oranı: 2 kaşık/5Litre su

Açıklamalar:
Bitkilere ve toprağa spreyleyin.

Ayazkızı beğendi.
ggirgin Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-09-2010, 17:20   #147
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 05-05-2008
Şehir: yalova
Mesajlar: 67
2.5. Balık Amino Asit / Fish Amino Acid (FAA)
Genel Bilgiler (FAA)
Balık amino asitleri bitkiler için iyi bir azot kaynağıdır ve balık artıklarının ücretsiz olarak bulunabildiği sahil bölgelerinde kompost ve gübre için iyi bir katkıdır.

Malzemeler (FAA)
• 1 Kg pişmemiş balık artıkları (kılçıklar, baş ve iç organlar gibi). Dondurulmuş balık artıklarını kullanmaktan kaçının
• 1 Kg kahverengi şeker

Prosedür (FAA)
1. Balık artıkları ile kahverengi şekeri karıştırın.
2. Fermentasyonun oluşturulması ve balık suyunun çıkarılması FPJ ve FFJ olduğu gibidir.
3. Karışımı süzerek sıvı balık amino asiti ayırın.
4. Cam veya pet şişelerde saklayın. Şişe kapağını hiçbir zaman tam sıkmayın gevşek bırakın.
5. Sıvıyı haftada bir kere çalkalayın ve ayda bir kere sıvı miktarının %20 si kadar kahverengi şeker ilave edin.

Uygulama kılavuzu (FAA)

Karıştırma oranı: 1 kaşık/Litre su

Açıklamalar:
Azot ve amino asit kaynağı olarak toprağa uygulayın.

Ayazkızı beğendi.
ggirgin Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 10-09-2010, 17:21   #148
Ağaçsever
 
Giriş Tarihi: 05-05-2008
Şehir: yalova
Mesajlar: 67
Arkadaşlar
Çeviri hataları ve cümle düşüklükleri için kusuruma bakmayın

ggirgin Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-09-2010, 19:44   #149
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Antartik Krill Unu

Daha çok Antartika kıyılarında yaşayan ve fitoplanktonları yiyerek beslenen krill adındaki deniz kabuklusundan yapılan Antartik Krill Unu'nu akvaryumcular iyi bilirler. Bu un çok besleyici bir yemdir. Ki Antartika kıyılarında yaşayan bir mavi balina günde 3-4 ton krill yiyebilir.

Tarımda ise, son yıllarda gübre yapımında da kullanılan ve protein ve amino asit açısından çok zengin olan bu besini, komposta karıştırarak veya doğrudan ağaç başına 50-100 gr olarak topraktan gübre olarak uygulayabiliriz.

Antartik Krill Unu'nun içeriği aşağıdaki gibidir.

Ham protein %60-65
Alanine %5.8
Arginine %6.7
Aspartic Acid %9.5
Cisteine %1.2
Glutamic Acid %12.6
Glycine %4.8
Histidine %2.5
Isoleucine %5.0
Leucine %7.8
Lysine %8.2
Methionine %4.0
Phenylalanine %5.2
Proline% 4.0
Serine% 4.5
Threonine %4.7
Tyrosine %4.5
Valine %5.3
Taurine %2.9

Not: Piyasada bu ürünü toptancılarda kilosu 30 TL'den bulabiliyorsunuz. Perakende fiyatları ise 50 TL civarındadır.

Ayazkızı beğendi.

Düzenleyen acemi_caylak : 13-09-2010 saat 08:57
acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Eski 12-09-2010, 19:46   #150
Ağaç Dostu
 
Giriş Tarihi: 29-11-2009
Şehir: İstanbul - Gaziantep
Mesajlar: 1,194
Sn. Ggirgin ve Sn. Verdoque bu başlığa yapmış olduğunuz katkılar için sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum.

acemi_caylak Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla Başa Dön
Cevapla

Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu gönderemezsiniz
Konulara yanıt veremezsiniz
Ek dosya yükleyemezsiniz
Kendi gönderilerinizi düzenleyemezsiniz

BB code Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şu an saat: 23:36.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Forum vBulletin Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
agaclar.net © 2004 - 2019